Necm Suresi: Arapçası, Okunuşu ve Türkçe Meali

Kategori: Kur'an ve Hadis · Meal: Elmalılı Hamdi Yazır

Sûre sırası: 53 · Âyet sayısı: 62 · İndiği yer: Mekkî · Arapça adı: سُورَةُ النَّجۡمِ

Latin harfli okunuşlar, Arapça metinden okuma kurallarına göre üretilmiştir ve tecvidin bütün inceliklerini göstermez. Doğru okuyuş için Arapça aslından, bir hocadan öğrenmenizi tavsiye ederiz.

Okunuşu ve mealiArapçası

Bismillâhirrahmânirrahîm

Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

1Ven-necmi izâ hevâ

O necme kasem ederim indiği dem ki

وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ

2Mâ dalle sâhibüküm vemâ ğavâ

Şaşırmadı sahibiniz azıtmadı da

مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ

3Vemâ yentıku anil-hevâ

Ve hevadan söylemiyor

وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَىٰ

4İn hüve illâ vehyün yûhâ

O sade bir vahiydir ancak vahyolunur

إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَىٰ

5Allemehû şedîdül-kuvâ

Ta'lim etti ona kuvveleri şiddetli

عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَىٰ

6Zû mirratin festevâ

Bir kuvvet sahibi, hemen duruklandı

ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَىٰ

7Vehüve bil-ufükıl-a'lâ

Ve o en yüksek ufukta idi

وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَىٰ

8Sümme denâ fetedellâ

Sonra yaklaştı da tedellî etti

ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ

9Fekâne kâbe kavseyni ev ednâ

«kabe kavseyni ev edna» oldu da

فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَىٰ

10Fe evhâ ilâ abdihî mâ evhâ

Verdi kuluna verdiği vahyi

فَأَوْحَىٰ إِلَىٰ عَبْدِهِ مَا أَوْحَىٰ

11Mâ kezebel-fü'âdü mâ ra'â

Gözün gördüğünü kalb tekzib etmedi

مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَىٰ

12Efetümârûnehû alâ mâ yerâ

Şimdi siz ona o görüşüne karşı mücadele mi ediyorsunuz?

أَفَتُمَارُونَهُ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ

13Velakad ra'âhü nezleten uhrâ

Kasem olsun ki o onu bir deha da inişinde gördü

وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَىٰ

14İnde sidratil-müntehâ

Sidrei müntehanın yanında

عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهَىٰ

15İndehâ cennetül-me'vâ

Ki Cennetül'me'vâ onun yanında

عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَىٰ

16İz yağşes-sidrate mâ yağşâ

O dem ki o Sidreyi bürüyen bürüyordu

إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ

17Mâ zâğal-basaru vemâ tağâ

Göz, ne şaştı ne aştı

مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ

18Lakad ra'â min âyâti rabbihil-kübrâ

Vallahi gördü rabbının âyâtından en büyüğünü gördü

لَقَدْ رَأَىٰ مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرَىٰ

19Efera'eytümül-lâte vel-uzzâ

Siz de gördünüz değilmi Lât-ü Uzzayı?

أَفَرَأَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزَّىٰ

20Vemenâtes-sâlisetel-uhrâ

Üçüncü olarak da menatı uhrayı?

وَمَنَاةَ الثَّالِثَةَ الْأُخْرَىٰ

21Elekümüz-zekeru velehül-unsâ

Size erkek ona dişi öyle mi?

أَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْأُنْثَىٰ

22Tilke izen kısmetün dîzâ

Bu öyle ise çok hayflı bir taksim

تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَىٰ

23İn hiye illâ esmâ'un semmeytümûhâ entüm ve âbâ'uküm mâ enzelallâhü bihâ min sültânin in yettebiûne illaz-zanne vemâ tehvel-enfüsü velakad câ'ehüm min rabbihimül-hüdâ

Onlar hiç bir şey değil sırf sizin ve babalarınızın taktığınız kuru isimler, Allah onlara öyle bir saltanat indirmedi, yalnız zanna ve nefislerin sevdasına tabi' oluyorlar, halbuki rablarından kendilerine doğru yolu gösteren, geldi

إِنْ هِيَ إِلَّا أَسْمَاءٌ سَمَّيْتُمُوهَا أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمْ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ ۚ إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْأَنْفُسُ ۖ وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمُ الْهُدَىٰ

24Em lil'insâni mâ temennâ

Yoksa varmı insana her kurduğu hulya

أَمْ لِلْإِنْسَانِ مَا تَمَنَّىٰ

25Felillâhil-âhıratü vel-ûlâ

Fakat Allahındır Âhıret ve olâ

فَلِلَّهِ الْآخِرَةُ وَالْأُولَىٰ

26Vekem min melekin fis-semâvâti lâ tüğnî şefâatühüm şey'en illâ min ba'di en ye'zenallâhü limen yeşâ'u veyerdâ

Göklerde nice Melâike vardır da Allah dileyip razıy olduğuna izin vermezden evvel şefaatleri hiç bir şey'e yaramaz

۞ وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمَاوَاتِ لَا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا إِلَّا مِنْ بَعْدِ أَنْ يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَرْضَىٰ

27İnnellezîne lâ yü'minûne bil-âhırati leyüsemmûnel-melâ'ikete tesmiyetel-unsâ

Evet Âhırete iymanı olmıyanlar Melâikeye dişi adı takıp duruyorlar

إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلَائِكَةَ تَسْمِيَةَ الْأُنْثَىٰ

28Vemâ lehüm bihî min ilmin in yettebiûne illaz-zanne ve innaz-zanne lâ yüğnî minel-hakkı şey'â

Maamafih ona dair bir bilgileri olduğundan değil sırf zanne tabi' oluyorlar, halbuki zann haktan hiç bir şey'i muğnî olmaz

وَمَا لَهُمْ بِهِ مِنْ عِلْمٍ ۖ إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ ۖ وَإِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا

29Fe a'rid an men tevellâ an zikrinâ velem yürid illel-hayâted-dünyâ

O halde bakma sen o bizim zikrimizden yüz çevirip te Dünya hayattan ötesini istemiyen kimselere

فَأَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلَّىٰ عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا

30Zâlike meblağuhüm minel-ilmi inne rabbeke hüve a'lemü bimen dalle an sebîlihî vehüve a'lemü bimenihtedâ

İşte odur onların ılimden irebildikleri gaye, şübhesiz ki rabbın, odur en bilen yolundan sapanı, hem de odur en bilen hidayeti tutanı

ذَٰلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنَ الْعِلْمِ ۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدَىٰ

31Velillâhi mâ fis-semâvâti vemâ fil-erdı liyecziyellezîne esâ'û bimâ amilû veyecziyellezîne ehsenû bil-husnâ

Hem bütün Göklerdeki ve Yerdeki hep Allahındır akıbet kötülük yapanları yaptıklarıyle cezalandıracak, güzellik edenleri de daha güzeliyle mükâfatlandıracak

وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ لِيَجْزِيَ الَّذِينَ أَسَاءُوا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذِينَ أَحْسَنُوا بِالْحُسْنَى

32Ellezîne yectenibûne kebâ'iral-ismi vel-fevâhişe illel-lememe inne rabbeke vâsiul-mağfirati hüve a'lemü biküm iz enşe'eküm minel-erdı ve iz entüm ecinnetün fî bütûni ummehâtiküm felâ tüzekkû enfüseküm hüve a'lemü bimenittakâ

Onlar ki günahın büyüklerinden: vebalden, fuhşiyyattan kaçınırlar, ancak ufak tefek kusur başka, şübhesiz ki rabbın geniş mağfiretlidir, hem sizin her hallerinize a'lemdir, sizi Arzdan inşa ettiği sıra ve sizler analarınızın karınlarında cenînler iken, şimdi nefislerinizi tezkiyeye kalkışmayın odur en bilen müttakı olanı

الَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْإِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ إِلَّا اللَّمَمَ ۚ إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ ۚ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنْشَأَكُمْ مِنَ الْأَرْضِ وَإِذْ أَنْتُمْ أَجِنَّةٌ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ ۖ فَلَا تُزَكُّوا أَنْفُسَكُمْ ۖ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقَىٰ

33Efera'eytellezî tevellâ

Şimdi gördün a? o çevrileni

أَفَرَأَيْتَ الَّذِي تَوَلَّىٰ

34Ve a'tâ kalîlen ve ekdâ

Ve biraz verip de dayatıvereni

وَأَعْطَىٰ قَلِيلًا وَأَكْدَىٰ

35Eindehû ilmül-ğaybi fehüve yerâ

Gayb ılmi yanında da artık görüyor mu?

أَعِنْدَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرَىٰ

36Em lem yünebbe' bimâ fî suhufi mûsâ

Yoksa haber mi verilmedi Musânın suhufundaki

أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِي صُحُفِ مُوسَىٰ

37Ve ibrâhîmellezî veffâ

Ve çok vefakâr olan İbrahiminkindeki

وَإِبْرَاهِيمَ الَّذِي وَفَّىٰ

38Ellâ teziru vâziratün vizra uhrâ

Ki doğrusu bir vizir çeken başkasının vizrini çekecek değil

أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ

39Ve en leyse lil'insâni illâ mâ seâ

Doğrusu insanın sa'yinden başkası kendinin değil

وَأَنْ لَيْسَ لِلْإِنْسَانِ إِلَّا مَا سَعَىٰ

40Ve enne sa'yehû sevfe yürâ

Ve elbette sa'yi yarın görülecek

وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرَىٰ

41Sümme yüczâhül-cezâ'el-evfâ

Sonra ona en değerli mükâfat verilecek

ثُمَّ يُجْزَاهُ الْجَزَاءَ الْأَوْفَىٰ

42Ve enne ilâ rabbikel-müntehâ

Ve elbette nihayet rabbına gidilecek

وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ الْمُنْتَهَىٰ

43Ve ennehû hüve adhake ve ebkâ

Hakıkat odur güldüren ağlatan

وَأَنَّهُ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَىٰ

44Ve ennehû hüve emâte ve ehyâ

Hakıkat odur öldüren, dirilten

وَأَنَّهُ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا

45Ve ennehû halakaz-zevceyniz-zekera vel-unsâ

Hakıkat odur erkeği dişiyi iki eş yaratan

وَأَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَىٰ

46Min nütfetin izâ tümnâ

Bir nutfeden ekildiği zaman

مِنْ نُطْفَةٍ إِذَا تُمْنَىٰ

47Ve enne aleyhin-neş'etel-uhrâ

Şübhesiz ona aiddir neş'eti uhrâ da

وَأَنَّ عَلَيْهِ النَّشْأَةَ الْأُخْرَىٰ

48Ve ennehû hüve ağnâ ve aknâ

Hakıkat zengin eden, sermaye veren o

وَأَنَّهُ هُوَ أَغْنَىٰ وَأَقْنَىٰ

49Ve ennehû hüve rabbüş-şi'râ

Ve hakıkat Şi'ranın rabbı o

وَأَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرَىٰ

50Ve ennehû ehleke âdenil-ûlâ

Ve fil'vakı' o helâk etti evvelki Âdı

وَأَنَّهُ أَهْلَكَ عَادًا الْأُولَىٰ

51Vesemûde femâ ebkâ

Ve Semûdu da hiç bırakmadı

وَثَمُودَ فَمَا أَبْقَىٰ

52Vekavme nûhin min kablü innehüm kânû hüm azleme ve atğâ

Daha evvel de Nuhun kavmini, çünkü bunlar pek zâlim, pek azgındılar

وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَىٰ

53Vel-mü'tefikete ehvâ

Mü'tefikeyi de Haviyeye attı

وَالْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَىٰ

54Feğaşşâhâ mâ ğaşşâ

Sardırttı da onlara o sardırdığını

فَغَشَّاهَا مَا غَشَّىٰ

55Febi'eyyi âlâ'i rabbike tetemârâ

Şimdi rabbının hangi eltafına şekkedersin?

فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ

56Hâzâ nezîrun minen-nüzüril-ûlâ

Bu işte o evvelki inzarlardan bir inzar

هَٰذَا نَذِيرٌ مِنَ النُّذُرِ الْأُولَىٰ

57Ezifetil-âzifeh

Yaklaştı yaklaşıcı

أَزِفَتِ الْآزِفَةُ

58Leyse lehâ min dûnillâhi kâşifeh

Yoktur ona Allahdan başka açıcı

لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللَّهِ كَاشِفَةٌ

59Efemin hâzel-hadîsi ta'cebûn

Şimdi siz bu kelâma mı teaccüb ediyorsunuz

أَفَمِنْ هَٰذَا الْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ

60Vetadhakûne velâ tebkûn

ve gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?

وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ

61Ve entüm sâmidûn

Siz mi kafa tutuyorsunuz hey gafiller?

وَأَنْتُمْ سَامِدُونَ

62Fescüdû lillâhi ve'büdû

Haydi secdeye kapanın ve kulluk edin

فَاسْجُدُوا لِلَّهِ وَاعْبُدُوا ۩
Kaynaklar: Arapça metin: Tanzil Projesi (Tanzil Quran Text, Simple), CC BY 3.0 lisansıyla, değiştirilmeden kullanılmıştır. Türkçe meal: Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın 1938'de tamamladığı orijinal tercüme (kamu malı); metin Vikikaynak'tan alınmıştır. Tercümenin dönemine ait eski Türkçe ifadeler olduğu gibi korunmuştur. Latin harfli okunuş, Arapça metinden İslam Bilgini tarafından okuma kurallarına göre hazırlanmıştır.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın güncel mealini okumak için: kuran.diyanet.gov.tr