İslami Şiirler ve Şairleri: Yunus Emre'den Mehmet Âkif'e
İslam medeniyetinde şiir, Allah sevgisini, Peygamber aşkını ve güzel ahlakı anlatmanın en etkili yollarından biri olmuştur. Bu yazıda Türk-İslam edebiyatının büyük isimlerini ve onların en sevilen şiirlerinden seçmeleri, eski kelimelerin anlamlarıyla birlikte bulabilirsiniz.
Yunus Emre (y. 1240 – y. 1320)
Anadolu'da yaşamış büyük mutasavvıf şairdir. Tapduk Emre'nin dergâhında yetiştiği rivayet edilir. Şiirlerini halkın anlayacağı sade bir Türkçe ile yazdı; Allah sevgisini, insan sevgisini ve hoşgörüyü anlattı. Eserleri Dîvân ve Risâletü'n-Nushiyye'dir. UNESCO, doğumunun 750. yılı dolayısıyla 1991 yılını "Yunus Emre Yılı" ilan etmiştir.
Bana Seni Gerek Seni
Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dünü günü
Bana seni gerek seni
Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni
Sözlük: dünü günü: gece gündüz · yerinmek: üzülmek, hayıflanmak
Anlamı: Şair, Allah aşkının kendisini benliğinden kurtardığını anlatır. Dünyadaki varlık ve yokluk onu ne sevindirir ne üzer; tek arzusu Allah'tır.
Dağlar ile Taşlar ile
Dağlar ile taşlar ile
Çağırayım Mevlâm seni
Seherlerde kuşlar ile
Çağırayım Mevlâm seni
Sözlük: Mevlâ: Allah · seher: sabaha karşı, tan vakti
Anlamı: Bütün kâinat Allah'ı zikreder. Şair de dağlarla, taşlarla ve seher vakti öten kuşlarla birlikte Rabbini anmak ister.
İlim İlim Bilmektir
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsen
Ya nice okumaktır
Sözlük: nice: nasıl
Anlamı: İlmin amacı, insanın kendini, yani kul olduğunu ve Rabbini tanımasıdır. Bu bilgiye ulaştırmayan okumanın bir faydası olmaz.
Gelin Tanış Olalım
Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim sevilelim
Dünya kimseye kalmaz
Anlamı: Dünya geçicidir. Bu kısa ömürde insanlar birbirleriyle tanışmalı, birbirlerinin işini kolaylaştırmalı ve sevgiyle yaşamalıdır.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207 – 1273)
Bugünkü Afganistan'daki Belh şehrinde doğdu. Ailesiyle birlikte Anadolu'ya göç etti ve hayatının büyük kısmını Selçuklu başkenti Konya'da geçirdi. Eserlerini çoğunlukla Farsça yazdı. En ünlü eseri, altı ciltlik Mesnevî'dir; şiirlerinin toplandığı esere ise Dîvân-ı Kebîr denir. Vefat ettiği 17 Aralık gecesi, "Şeb-i Arûs" (düğün gecesi) olarak anılır.
Mesnevî'nin İlk Beyti
Bişnev în ney çün şikâyet mî-kuned
Ez cüdâyîhâ hikâyet mî-kuned
Anlamı: “Dinle şu neyi, nasıl şikâyet ediyor; ayrılıklardan nasıl söz ediyor.”
Ney, kamışlıktan koparılmış bir kamıştan yapılır ve yanık sesiyle yuvasından ayrılmanın acısını anlatır. Mevlânâ'ya göre insan ruhu da Allah'tan gelmiş ve O'na dönmeyi özleyen bir ney gibidir. Mesnevî bu beyitle başlar.
Beytin aslı Farsçadır; burada Latin harfleriyle okunuşu ve anlamı verilmiştir.
Süleyman Çelebi (ö. 1422)
Osmanlı döneminde Bursa'da yaşamış şairdir. Bursa Ulu Camii'nde imamlık yaptığı bilinir. 1409 yılında tamamladığı Vesîletü'n-Necât (Kurtuluş Vesilesi) adlı eseri, halk arasında "Mevlid" olarak bilinir. Peygamber Efendimizin doğumunu ve hayatını anlatan bu eser, yüzyıllardır kandil gecelerinde ve özel günlerde okunmaktadır.
Mevlid'in Başlangıcı
Allah adın zikredelim evvelâ
Vâcib oldur cümle işte her kula
Allah adın her kim ol evvel ana
Her işi âsân ede Allah ana
Sözlük: evvelâ: önce, ilk olarak · vâcib: gerekli · cümle: bütün · âsân: kolay
Anlamı: Her işe Allah'ın adıyla başlamak her kul için gereklidir. Kim işine Allah'ın adını anarak başlarsa, Allah onun işini kolaylaştırır.
Velâdet (Doğum) Bölümünden
Âmine Hâtûn Muhammed anası
Ol sadeften doğdu ol dürr dânesi
Sözlük: sadef: inci kabuğu · dürr dânesi: inci tanesi
Anlamı: Peygamber Efendimiz bir inciye, annesi Hz. Âmine de o inciyi içinde taşıyan sedefe benzetilmiştir.
Merhaba Bölümünden
Merhaba ey âlî sultan merhaba
Merhaba ey kân-ı irfan merhaba
Sözlük: âlî: yüce · kân-ı irfan: bilgi ve hikmet madeni
Anlamı: Mevlid'in bu bölümünde bütün varlıkların, dünyaya gelen Peygamber Efendimizi "merhaba" diyerek karşıladığı anlatılır.
Fuzûlî (y. 1480 – 1556)
Bugünkü Irak topraklarında, Kerbelâ ve Bağdat çevresinde yaşadı. Türkçe, Farsça ve Arapça eserler verdi. Klasik Türk edebiyatının en büyük şairlerinden biri kabul edilir. Leylâ vü Mecnûn mesnevisinin yanı sıra, Peygamber Efendimiz için yazdığı ve her beyti "su" kelimesiyle biten Su Kasidesi ile tanınır.
Su Kasidesi'nden
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su
Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su
Sözlük: eşk: gözyaşı · od: ateş · bu denlü: bu kadar · dest-bûs: el öpme · kûze: testi
Anlamı: İlk beyitte şair, gözüne gönlündeki aşk ateşine gözyaşı dökmemesini söyler; çünkü bu kadar alevlenmiş bir ateşe su çare olmaz. İkinci beyitte ise şöyle der: "Dostlar, Peygamberin elini öpme arzusuyla ölürsem, toprağımdan bir testi yapın ve onunla sevgiliye su sunun." Böylece ölümden sonra bile Peygamberine hizmet etme arzusunu dile getirir.
Mehmet Âkif Ersoy (1873 – 1936)
İstanbul'da doğdu. Veteriner hekim olarak çalıştı, aynı zamanda vaiz ve şairdi. Şiirlerini Safahat adlı eserinde topladı. Millî Mücadele yıllarında yazdığı İstiklâl Marşı, 12 Mart 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından millî marş olarak kabul edildi. Âkif bu şiiri için verilecek ödülü kabul etmemiştir.
İstiklâl Marşı'ndan
Ruhumun senden İlâhî, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli.
Bu ezanlar -ki şehadetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerîhamdan İlâhî, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Sözlük: nâmahrem: yabancı · şehadet: Kelime-i Şehadet · vecd: derin coşku · cerîha: yara · na'ş: ölü beden · ruh-ı mücerred: bedenden kurtulmuş ruh
Anlamı: Şair Allah'a yalvarır: Tek isteği, camilerine yabancı el değmemesi ve İslam'ın temeli olan şehadeti ilan eden ezanların bu topraklarda sonsuza kadar okunmasıdır. Bu dileği gerçekleşirse, mezar taşı bile şükür secdesine kapanacaktır.
Yanlış Bilinen Sözler
Bazı güzel sözler, büyük şairlere mal edilerek yaygınlaşmıştır, ancak onların eserlerinde bulunmaz:
- "Gel, gel, ne olursan ol yine gel..." dörtlüğü genellikle Mevlânâ'ya ait sanılır. Ancak bu dörtlük Mevlânâ'nın eserlerinde yer almaz; ona sonradan mal edilmiştir.
- "Yaratılanı severiz, Yaratan'dan ötürü" sözü çoğu zaman Yunus Emre'ye atfedilir. Ancak bu söz Yunus Emre'nin Dîvân'ında bulunmaz.
Bu sözler güzel anlamlar taşısa da, onları paylaşırken kime ait olduğu konusunda dikkatli olmak gerekir.
Bilim alanındaki Müslüman âlimler için Bilime Yön Veren Müslüman Âlimler yazımıza bakabilirsiniz.