Ana Sayfa › Kur'an ve Hadis › Kur'an-ı Kerim Meali › Zâriyât Suresi

Zâriyât Suresi: Arapçası ve Türkçe Meali

Kategori: Kur'an ve Hadis · Meal: Elmalılı Hamdi Yazır

Sûre sırası: 51 · Âyet sayısı: 60 · İndiği yer: Mekkî · Arapça adı: سُورَةُ الذَّارِيَاتِ

Türkçe mealiArapçası

Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

1O tozdurup savuranlara

وَالذَّارِيَاتِ ذَرْوًا

2Derken bir ağırlık taşıyanlara

فَالْحَامِلَاتِ وِقْرًا

3Derken bir kolaylıkla akanlara

فَالْجَارِيَاتِ يُسْرًا

4Derken bir emir taksim edenlere kasem olsun

فَالْمُقَسِّمَاتِ أَمْرًا

5Ki muhakkak o size va'd olunan her halde doğrudur

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌ

6Ve muhakkak ki ceza şübhesiz vakı'dir

وَإِنَّ الدِّينَ لَوَاقِعٌ

7O düzgün hâreli Semaya kasem ederim

وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْحُبُكِ

8Ki siz pek muhtelif bir kavl içinde bulunuyorsunuz

إِنَّكُمْ لَفِي قَوْلٍ مُخْتَلِفٍ

9Ondan çevirilen çevrilir

يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ

10O kahrolası yalancılar

قُتِلَ الْخَرَّاصُونَ

11O serhoşluk içinde yaptığını bilmezler

الَّذِينَ هُمْ فِي غَمْرَةٍ سَاهُونَ

12Soruyorlar: ne zaman o ceza günü? (yevmi dîn)

يَسْأَلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ الدِّينِ

13Ateş üzerinde kıvranacakları gün

يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ

14Dadın diye fitnenizi: bu, işte o sizin acele istediğiniz

ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْ هَٰذَا الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تَسْتَعْجِلُونَ

15Şübhesiz ki müttekiler Cennetlerde pınar başlarındadır

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

16Alarak rablarının kendilerine verdiğini, çünkü onlar bundan evvel güzellik yapmayı âdet edinmişlerdi

آخِذِينَ مَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ

17Geceden pek az uyuyorlardı

كَانُوا قَلِيلًا مِنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ

18Ve saher vakıtları hep istiğfar ederlerdi

وَبِالْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

19Ve mallarında sâil ve mahrum için bir hak vardı

وَفِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ

20Arzda da âyetler var iykan ehli için

وَفِي الْأَرْضِ آيَاتٌ لِلْمُوقِنِينَ

21Nefislerinizde de, halâ görmiyecekmisiniz

وَفِي أَنْفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ

22Semada da rızkınız ve o va'dolunduğunuz

وَفِي السَّمَاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ

23İşte o Göğün ve Yerin rabbına kasem ederim ki o şübhesiz haktır sizin nâtık olmanız gibi

فَوَرَبِّ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ إِنَّهُ لَحَقٌّ مِثْلَ مَا أَنَّكُمْ تَنْطِقُونَ

24Geldi mi sana İbrahimin ikram edilen müsafirlerinin kıssası?

هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَاهِيمَ الْمُكْرَمِينَ

25O vakıt ki üzerine girdiler de «selâm» dediler. «Selâm, görülmedik bir kavım» dedi

إِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًا ۖ قَالَ سَلَامٌ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ

26Hemen bir bahâne ile ehline gitti, bir semiz dana getirdi de

فَرَاغَ إِلَىٰ أَهْلِهِ فَجَاءَ بِعِجْلٍ سَمِينٍ

27Onu yakınlarına koydu, yemeğe buyurmaz mısınız? Dedi

فَقَرَّبَهُ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

28O vakıt onlardan içine bir korku düştü Korkma dediler ve kendisine alîm bir oğlan tebşir ettiler

فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً ۖ قَالُوا لَا تَخَفْ ۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَلِيمٍ

29Bunun üzerine hatunu bir çığlık içinde döndü de elini yüzene çarptı ve akîm bir kocakarı, dedi

فَأَقْبَلَتِ امْرَأَتُهُ فِي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ

30Dediler: öyle Rabbın buyurdu, şübhesiz alîm o, hakîm o

قَالُوا كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُ هُوَ الْحَكِيمُ الْعَلِيمُ

31İbrahim, o halde asıl me'muriyyetiniz nedir? ey mürselûn, dedi

۞ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ

32Biz, de dediler: Mücrim bir kavme gönderildik

قَالُوا إِنَّا أُرْسِلْنَا إِلَىٰ قَوْمٍ مُجْرِمِينَ

33Üzerlerine çamurdan taşlar salmak için

لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ طِينٍ

34Rabbının nezdinde damgalanmışlar müsrifler için

مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ

35Binnetîce orada bulunan mü'minleri çıkardık

فَأَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ فِيهَا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ

36Fakat bir haneden başka orada Müsliman da bulmadık

فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِمِينَ

37Ve öyle elîm azabdan korkacaklar için orada bir âyet bıraktık

وَتَرَكْنَا فِيهَا آيَةً لِلَّذِينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْأَلِيمَ

38Bir de Musada: ki onu bir sultanı mübîn ile Fir'avne gönderdikde

وَفِي مُوسَىٰ إِذْ أَرْسَلْنَاهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ

39O bütün kuvvetiyle tersine gitti: sâhir veya mecnun, dedi

فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِ وَقَالَ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ

40Onun üzerine biz de tuttuk kendisini ve ordularını deryaya fırlatıverdik: namerdlik ederken o leîm

فَأَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ

41Bir de Âd de: ki üzerlerine o köklerini kesen rüzgarı salıvermiştik

وَفِي عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرِّيحَ الْعَقِيمَ

42Uğradığı bir şey'i bırakmıyor, mutlak onu çürütüp kül gibi ediyordu

مَا تَذَرُ مِنْ شَيْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّمِيمِ

43Bir de Semudda: ki onlara bir zamana kadar istifade edin denilmişti de

وَفِي ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتَّىٰ حِينٍ

44Rablarının emrinden azgınlık ettiler, bu yüzden o sâika kendilerini yakalayıverdi, bakınıp duruyorlardı

فَعَتَوْا عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنْظُرُونَ

45O vaktı bir kalkınmaya da güç yetiremediler, bir yardım da görmediler

فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِرِينَ

46Daha evvel de Nûh kavmini, çünkü hep onlar yoldan çıkmış fâsık birer kavm idiler

وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ

47Bir de Semaya bakın biz onu kuvvetle bina ettik ve şübhe yok ki biz çok vüs'a malikiz

وَالسَّمَاءَ بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ

48Arzı da döşedik, bakınız biz ne güzel döşeriz

وَالْأَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ

49Hem her şeyden iki çift yarattık ki düşünesiniz

وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

50O halde hemen Allaha kaçın, haberiniz olsun ki ben size ondan bir açık nezîrim

فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ ۖ إِنِّي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ مُبِينٌ

51Ve Allahla beraber başka bir Tanrı uydurmayın, haberiniz olsun ki ben size ondan bir açık nezîrim

وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللَّهِ إِلَٰهًا آخَرَ ۖ إِنِّي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ مُبِينٌ

52Böyle, bunlardan evvelkiler bir Resul gelince behemehal ya sahir dediler ya mecnun

كَذَٰلِكَ مَا أَتَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ

53Hep buna vasıyyetleştiler mi? Hayır hep onlar azgın kavımlar

أَتَوَاصَوْا بِهِ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ

54Onun için onlardan yüz çevir, artık sen levm olunacak değilsin

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَا أَنْتَ بِمَلُومٍ

55Onunla beraber va'z-u nasıhate devam et, çünkü va'z, mü'minlere fayda verir

وَذَكِّرْ فَإِنَّ الذِّكْرَىٰ تَنْفَعُ الْمُؤْمِنِينَ

56Ve ben, Cinn-ü İnsi ancak bana kulluk etsinler diye yarattım

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ

57Ben onlardan bir rızk istemiyorum, bana yemek yedirmelerini de istemiyorum

مَا أُرِيدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَا أُرِيدُ أَنْ يُطْعِمُونِ

58Şübhe yok ki Allah, rezzak, kuvvet sahibi metîn o

إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ

59Onun için muhakkak ki o zulm edenlere arkadaşlarının payı gibi dolgun bir pay vardır, şimdi onu acele etmesinler

فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا ذَنُوبًا مِثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ

60artık o va'dolundukları günlerinden vay o küfredenlere!...

فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ يَوْمِهِمُ الَّذِي يُوعَدُونَ
Kaynaklar: Arapça metin: Tanzil Projesi (Tanzil Quran Text, Simple), CC BY 3.0 lisansıyla, değiştirilmeden kullanılmıştır. Türkçe meal: Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın 1938'de tamamladığı orijinal tercüme (kamu malı); metin Vikikaynak'tan alınmıştır. Tercümenin dönemine ait eski Türkçe ifadeler olduğu gibi korunmuştur.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın güncel mealini okumak için: kuran.diyanet.gov.tr