Nisâ Suresi: Arapçası, Okunuşu ve Türkçe Meali

Kategori: Kur'an ve Hadis · Meal: Elmalılı Hamdi Yazır

Sûre sırası: 4 · Âyet sayısı: 176 · İndiği yer: Medenî · Arapça adı: سُورَةُ النِّسَاءِ

Latin harfli okunuşlar, Arapça metinden okuma kurallarına göre üretilmiştir ve tecvidin bütün inceliklerini göstermez. Doğru okuyuş için Arapça aslından, bir hocadan öğrenmenizi tavsiye ederiz.

Okunuşu ve mealiArapçası

Bismillâhirrahmânirrahîm

Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

1Yâ eyyühen-nâsüttakû rabbekümüllezî halakaküm min nefsin vâhidetin vehalaka minhâ zevcehâ vebesse minhümâ ricâlen kesîran venisâ'en vettakullâhellezî tesâ'elûne bihî vel-erhâme innallâhe kâne aleyküm rakîbâ

Ey o bütün insan kümeleri! Sakının o Rabbiniz’e karşı gelmekten ki sizleri bir tek nefisten yarattı, ondan eşini yarattı da ikisinden bir çok erkekler ve dişiler üretti, sakının o Allah’a karşı gelmekten ki siz onun ve o rahimlerin hurmetine biribirinizden dilek dilersiniz, çünkü o Allah üzerinizde gözcü bulunuyor.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً ۚ وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ ۚ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا

2Ve âtül-yetâmâ emvâlehüm velâ tetebeddelül-habîse bit-tayyibi velâ te'külû emvâlehüm ilâ emvâliküm innehû kâne hûben kebîrâ

Allah’dan korkun da yetimlere mallarını verin ve temizi murdara (halâli harama) değişmeyin, onların mallarını kenid mallarınıza katıp yemeyin çünkü o büyük bir vebal bulunuyor.

وَآتُوا الْيَتَامَىٰ أَمْوَالَهُمْ ۖ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ ۖ وَلَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَهُمْ إِلَىٰ أَمْوَالِكُمْ ۚ إِنَّهُ كَانَ حُوبًا كَبِيرًا

3Ve in hıftüm ellâ tüksitû fil-yetâmâ fenkihû mâ tâbe leküm minen-nisâ'i mesnâ vesülâse verubâa fe in hıftüm ellâ ta'dilû fevâhideten ev mâ meleket eymânüküm zâlike ednâ ellâ teûlû

Eğer yetimlerin haklarını gözetemiyeceğinizden korkarsanız size helâl olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâh edin ve eğer bu surette adalet yapamıyacağınızdan korkarsanız o zaman bir tane veya milkiniz cariye alın, ağmamanız için bu daha muvafıktır.

وَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَىٰ فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنَىٰ وَثُلَاثَ وَرُبَاعَ ۖ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ۚ ذَٰلِكَ أَدْنَىٰ أَلَّا تَعُولُوا

4Ve âtün-nisâ'e sadükâtihinne nihleten fe in tıbne leküm an şey'in minhü nefsen fekülûhü henî'en merî'â

Ve aldığınız kadınlara mihirlerini efendicesine verin, şayed ondan birazını kendileri gönül hoşluğile bağışlarlarsa onu da içinize sine sine yeyin.

وَآتُوا النِّسَاءَ صَدُقَاتِهِنَّ نِحْلَةً ۚ فَإِنْ طِبْنَ لَكُمْ عَنْ شَيْءٍ مِنْهُ نَفْسًا فَكُلُوهُ هَنِيئًا مَرِيئًا

5Velâ tü'tüs-süfehâ'e emvâlekümülletî cealallâhü leküm kıyâmen verzükûhüm fîhâ veksûhüm vekûlû lehüm kavlen ma'rûfâ

Maamafih Allah’ın sizi başına diktiği mallarınızı sefihlere vermeyin de bunlarda yapacağınız tasarruf ile onları besleyin ve geydirin ve kendilerine güzel güzel nasihat edin.

وَلَا تُؤْتُوا السُّفَهَاءَ أَمْوَالَكُمُ الَّتِي جَعَلَ اللَّهُ لَكُمْ قِيَامًا وَارْزُقُوهُمْ فِيهَا وَاكْسُوهُمْ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُوفًا

6Vebtelül-yetâmâ hattâ izâ belağun-nikâha fe in ânestüm minhüm ruşden fedfeû ileyhim emvâlehüm velâ te'külûhâ isrâfen vebidâran en yekberû vemen kâne ğaniyyen felyesta'fif vemen kâne fekîran felye'kül bil-ma'rûfi fe izâ defa'tüm ileyhim emvâlehüm fe eşhidû aleyhim vekefâ billâhi hasîbâ

Ve yetimleri nikâh çağına ermelerine kadar gözedip deneyin, o vakit kendilerinden bir rüşd hissettiniz mi hemen mallarını kendilerine teslim edin, büyüyecekler de ellerine alacaklar diye o malları israfla yemeğe kalkmayın ihtiyacı olmayan tenezzül etmesin, muhtaç olan da meşru surette bir şey yesin, mallarını kendilerine teslim ettiğiniz zaman da karşılarında şahid bulundurun, hesabınızı doğru tutmak için Allah’ın harekâtınızı hesaba çekmekte olması yeter.

وَابْتَلُوا الْيَتَامَىٰ حَتَّىٰ إِذَا بَلَغُوا النِّكَاحَ فَإِنْ آنَسْتُمْ مِنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُوا إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ ۖ وَلَا تَأْكُلُوهَا إِسْرَافًا وَبِدَارًا أَنْ يَكْبَرُوا ۚ وَمَنْ كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ ۖ وَمَنْ كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ ۚ فَإِذَا دَفَعْتُمْ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ فَأَشْهِدُوا عَلَيْهِمْ ۚ وَكَفَىٰ بِاللَّهِ حَسِيبًا

7Lirricâli nasîbün mimmâ terakel-vâlidâni vel-akrabûne velinnisâ'i nasîbün mimmâ terakel-vâlidâni vel-akrabûne mimmâ kalle minhü ev kesüra nasîben mefrûdâ

Erkeklere bir pay var: ana baba ve en yakın akrabanın bıraktığından, dişilere de bir pay var: ana bana ve en yakın akrabanın bıraktığından, azından da çoğundan da, farz kılınmış birer pay.

لِلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ وَلِلنِّسَاءِ نَصِيبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنْهُ أَوْ كَثُرَ ۚ نَصِيبًا مَفْرُوضًا

8Ve izâ hadaral-kısmete ûlül-kurbâ vel-yetâmâ vel-mesâkînü ferzükûhüm minhü vekûlû lehüm kavlen ma'rûfâ

Miras taksim olunurken uzak karabeti bulunanlar ve yetimler, miskinler de hazır bulunuyorlarsa hem kendilerine ondan biraz bir şey verin hem de gönüllerini alacak sözler söyleyin.

وَإِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ أُولُو الْقُرْبَىٰ وَالْيَتَامَىٰ وَالْمَسَاكِينُ فَارْزُقُوهُمْ مِنْهُ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُوفًا

9Velyahşellezîne lev terakû min halfihim zürriyyeten dıâfen hâfû aleyhim felyettakullâhe velyakûlû kavlen sedîdâ

Hem titresin o kimseler ki arkalarına elleri ermez, güçleri yetmez bir zürriyyet bırakacak olsalardı onlara karşı korkacaklardı, o halde Allah’dan korksunlar ve sağlam söz söylesinler.

وَلْيَخْشَ الَّذِينَ لَوْ تَرَكُوا مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَافًا خَافُوا عَلَيْهِمْ فَلْيَتَّقُوا اللَّهَ وَلْيَقُولُوا قَوْلًا سَدِيدًا

10İnnellezîne ye'külûne emvâlel-yetâmâ zulmen innemâ ye'külûne fî bütûnihim nâran veseyaslevne seîrâ

Yetimlerin zulmen mallarını yiyenler muhakkak karınlarında sırf bir ateş yerler ve yarın bir çılgın ateşe yaslanırlar.

إِنَّ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَالَ الْيَتَامَىٰ ظُلْمًا إِنَّمَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ نَارًا ۖ وَسَيَصْلَوْنَ سَعِيرًا

11Yûsîkümüllâhü fî evlâdiküm lizzekeri mislü hazzıl-unseyeyni fe in künne nisâ'en fevkasneteyni felehünne sülüsâ mâ terake ve in kânet vâhideten felehen-nisfü veli'ebeveyhi likülli vâhidin minhümes-südüsü mimmâ terake in kâne lehû veledün fe in lem yekün lehû veledün veverisehû ebevâhü feli'ummihis-sülüsü fe in kâne lehû ıhvetün feli'ummihis-südüsü min ba'di vesıyyetin yûsî bihâ ev deynin âbâ'uküm ve ebnâ'uküm lâ tedrûne eyyühüm akrabü leküm nef'an ferîdaten minallâhi innallâhe kâne alîmen hakîmâ

Allah size miras taksimi şöyle ferman buyuruyor: Evlâdınızda: Erkeğe iki dişi payı kadar, eğer hepsi dişi olmak üzere ikiden ziyade iseler bunlara terikenin üçte ikisi, ve eğer bir tek kız ise o zaman ona yarısı; ebeveyni için: Her birine ölenin terikesinden altıda bir şayed çocuğu varsa, amma çocuğu yok da anası babası varis bulunuyorsa anasına üçte bir, eğer ölenin kardeşleri de varsa o vakit anasına altıda bir, hep ettiği vasıyyetten veya borcundan sonra; babalarınız ve oğullarınız bilmezsiniz ki onların hangisi menfaatçe size daha yakındır, bütün bunlar Allah’dan birer feriza, her halde Allah Alim, Hakim bulunuyor.

يُوصِيكُمُ اللَّهُ فِي أَوْلَادِكُمْ ۖ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْأُنْثَيَيْنِ ۚ فَإِنْ كُنَّ نِسَاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ ۖ وَإِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ ۚ وَلِأَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِنْ كَانَ لَهُ وَلَدٌ ۚ فَإِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ أَبَوَاهُ فَلِأُمِّهِ الثُّلُثُ ۚ فَإِنْ كَانَ لَهُ إِخْوَةٌ فَلِأُمِّهِ السُّدُسُ ۚ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِي بِهَا أَوْ دَيْنٍ ۗ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ لَا تَدْرُونَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًا ۚ فَرِيضَةً مِنَ اللَّهِ ۗ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا

12Veleküm nisfü mâ terake ezvâcüküm in lem yekün lehünne veledün fe in kâne lehünne veledün felekümür-rubüu mimmâ terakne min ba'di vesıyyetin yûsîne bihâ ev deynin velehünner-rubüu mimmâ teraktüm in lem yekün leküm veledün fe in kâne leküm veledün felehünnes-sümünü mimmâ teraktüm min ba'di vesıyyetin tûsûne bihâ ev deynin ve in kâne racülün yûrasü kelâleten evimra'etün velehû ahun ev uhtün felikülli vâhidin minhümes-südüsü fe in kânû eksera min zâlike fehüm şürakâ'u fis-sülüsi min ba'di vesıyyetin yûsâ bihâ ev deynin ğayra müdârrin vesıyyeten minallâhi vellâhü alîmün halîm

Size ise zevcelerinizin terikesinin yarısı bir çocukları yoksa, ve eğer bir çocukları varsa o zaman size dörtte bir, ettikleri vasıyyetten veya borçtan o zaman size dörtte bir, ettikleri vasiyyetten veya borçtan sonra, onlara da sizin terikenizden dörtte bir eğer bir çocuğunuz yoksa, ve eğer bir çocuğunuz varsa o zaman onlara sekizde bir, ettiğiniz vasiyyetten veya borçtan sonra; ve eğer bir erkek veya kadının (çocuğu ve babası yok ta) kelâle cihetinden (yan koldan) mirasına konuluyor ve (ana) bir biraderi veyâ bir hemşiresi bulunuyorsa her birine altıda bir, ve eğer bundan ziyade iseler o zaman üçte birinde ortaklar, ızrar kasdı olmaksızın edilen vasıyyetten veya borçtan sonra ki bütün bunlar Allah’dan ferman, Allah ise hem alîmdir hem halîm.

۞ وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ أَزْوَاجُكُمْ إِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُنَّ وَلَدٌ ۚ فَإِنْ كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ ۚ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ ۚ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ إِنْ لَمْ يَكُنْ لَكُمْ وَلَدٌ ۚ فَإِنْ كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُمْ ۚ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ ۗ وَإِنْ كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً أَوِ امْرَأَةٌ وَلَهُ أَخٌ أَوْ أُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ ۚ فَإِنْ كَانُوا أَكْثَرَ مِنْ ذَٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَاءُ فِي الثُّلُثِ ۚ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصَىٰ بِهَا أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَارٍّ ۚ وَصِيَّةً مِنَ اللَّهِ ۗ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ

13Tilke hudûdüllâhi vemen yütıillâhe verasûlehû yüdhılhü cennâtin tecrî min tehtihel-enhâru hâlidîne fîhâ vezâlikel-fevzül-azîm

İşte bütün bu ahkâm Allah’ın kesdiği hududdur, ve her kim Allah ve Resulü’ne itaat ederse Allah onu altından ırmaklar akar cennetlere koyar, içlerinde ebedî kalmak üzre onları, bu ise o fevzi azîmdir.

تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ ۚ وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا ۚ وَذَٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

14Vemen ya'sıllâhe verasûlehû veyeteadde hudûdehû yüdhılhü nâran hâliden fîhâ velehû azâbün mühîn

Her kim de Allah’a ve Resulü’ne âsî olup hududunu aşarsa onu da bir ateşe sokar içinde ebedî kalmak üzere O, hem ona tezlil edici bir azab var.

وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَارًا خَالِدًا فِيهَا وَلَهُ عَذَابٌ مُهِينٌ

15Vel-lâtî ye'tînel-fâhişete min nisâ'iküm festeşhidû aleyhinne erbeaten minküm fe in şehidû fe emsikûhünne fil-büyûti hattâ yeteveffâhünnel-mevtü ev yec'alallâhü lehünne sebîlâ

Kadınlarınızdan fuhşü irtikâb edenlerin aleyhlerine sizden dört şahid getirin, eğer şehadet ederlerse o kadınları evlerde hapsedin tâ ölüm kendilerini alıp götürünceye veya Allah haklarında bir yol açıncaya kadar.

وَاللَّاتِي يَأْتِينَ الْفَاحِشَةَ مِنْ نِسَائِكُمْ فَاسْتَشْهِدُوا عَلَيْهِنَّ أَرْبَعَةً مِنْكُمْ ۖ فَإِنْ شَهِدُوا فَأَمْسِكُوهُنَّ فِي الْبُيُوتِ حَتَّىٰ يَتَوَفَّاهُنَّ الْمَوْتُ أَوْ يَجْعَلَ اللَّهُ لَهُنَّ سَبِيلًا

16Vel-lezâni ye'tiyânihâ minküm fe âzûhümâ fe in tâbâ ve aslehâ fe a'ridû anhümâ innallâhe kâne tevvâben rahîmâ

Sizlerden onu irtikâb edenlerin ikisini de eziyyete koşun eğer tevbe edip ıslâh olurlarsa onlardan vaz geçin, çünkü Allah Tevvab, Rahim bulunuyor.

وَاللَّذَانِ يَأْتِيَانِهَا مِنْكُمْ فَآذُوهُمَا ۖ فَإِنْ تَابَا وَأَصْلَحَا فَأَعْرِضُوا عَنْهُمَا ۗ إِنَّ اللَّهَ كَانَ تَوَّابًا رَحِيمًا

17İnnemet-tevbetü alallâhi lillezîne ya'melûnes-sû'e bicehâletin sümme yetûbûne min karîbin fe ûlâ'ike yetûbüllâhü aleyhim vekânallâhü alîmen hakîmâ

Fakat Allah’ın kabulünü va'd buyurduğu tevbe o kimseler içindir ki bir cahillikle bir kabahat yaparlar da sonra çok geçmeden tevbe ederler, işte Allah bunların tevbelerini kabul buyurur ve Allah Alim, Hakim bulunuyor.

إِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللَّهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَرِيبٍ فَأُولَٰئِكَ يَتُوبُ اللَّهُ عَلَيْهِمْ ۗ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

18Veleysetit-tevbetü lillezîne ya'melûnes-seyyi'âti hattâ izâ hadara ehadehümül-mevtü kâle innî tübtül-âne velellezîne yemûtûne vehüm küffârun ûlâ'ike a'tednâ lehüm azâben elîmâ

Yoksa kabahatleri yapıp yapıp da tâ her birine ölüm gelince işte ben şimdi tevbe ettim diyen kimselere tevbe yok, kâfir oldukları halde ölenlere de yok, bunlar işte bunlara biz elîm bir azab hazırlamışızdır.

وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ حَتَّىٰ إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ إِنِّي تُبْتُ الْآنَ وَلَا الَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ ۚ أُولَٰئِكَ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا

19Yâ eyyühellezîne âmenû lâ yehillü leküm en terisün-nisâ'e kerhen velâ ta'dulûhünne litezhebû biba'dı mâ âteytümûhünne illâ en ye'tîne bifâhişetin mübeyyinetin veâşirûhünne bil-ma'rûfi fe in kerihtümûhünne feasâ en tekrahû şey'en veyec'alallâhü fîhi hayran kesîrâ

Ey o bütün iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helâl olmadığı gibi verdiğiniz mehrin birazını kurtaracaksınız diye onları tazyık etmeniz de helâl olmaz, meğer ki arayı açacak bir fuhş irtikâb eylemiş olsunlar, haydin onlarla güzel geçinin, şayed kendilerini hoşlanmadınızsa olabilir ki siz bir şeyi hoşlanmazsınız da Allah onda bir çok hayırlar takdir etmiş bulunur.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا يَحِلُّ لَكُمْ أَنْ تَرِثُوا النِّسَاءَ كَرْهًا ۖ وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا بِبَعْضِ مَا آتَيْتُمُوهُنَّ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ ۚ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ ۚ فَإِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَىٰ أَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَيَجْعَلَ اللَّهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا

20Ve in eradtümüstibdâle zevcin mekâne zevcin ve âteytüm ihdâhünne kıntâran felâ te'huzû minhü şey'en ete'huzûnehû bühtânen ve ismen mübînâ

Ey o bütün iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helâl olmadığı gibi verdiğiniz mehrin birazını kurtaracaksınız diye onları tazyık etmeniz de helâl olmaz, meğer ki arayı açacak bir fuhş irtikâb eylemiş olsunlar, haydin onlarla güzel geçinin, şayed kendilerini hoşlanmadınızsa olabilir ki siz bir şeyi hoşlanmazsınız da Allah onda bir çok hayırlar takdir etmiş bulunur.

وَإِنْ أَرَدْتُمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَكَانَ زَوْجٍ وَآتَيْتُمْ إِحْدَاهُنَّ قِنْطَارًا فَلَا تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْئًا ۚ أَتَأْخُذُونَهُ بُهْتَانًا وَإِثْمًا مُبِينًا

21Vekeyfe te'huzûnehû vekad efdâ ba'duküm ilâ ba'dın ve ahazne minküm mîsâkan ğalîzâ

Nasıl alırsınız ki birbirinize karıştınız ve onlar sizden kuvvetli bir misak almışlardı.

وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُ وَقَدْ أَفْضَىٰ بَعْضُكُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ وَأَخَذْنَ مِنْكُمْ مِيثَاقًا غَلِيظًا

22Velâ tenkihû mâ nekeha âbâ'uküm minen-nisâ'i illâ mâ kad selefe innehû kâne fâhişeten vemakten vesâ'e sebîlâ

Bir de babalarınızın nikâhı geçmiş kadınları nikâhlamayın, geçen geçti, şüphe yok ki o pek çirkindi, iğrenç idi, o ne fena âdetti.

وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ آبَاؤُكُمْ مِنَ النِّسَاءِ إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ ۚ إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتًا وَسَاءَ سَبِيلًا

23Hurrimet aleyküm ummehâtüküm vebenâtüküm ve ahavâtüküm veammâtüküm vehâlâtüküm vebenâtül-ahı vebenâtül-uhti ve ummehâtükümül-lâtî erda'neküm ve ahavâtüküm miner-radâati ve ummehâtü nisâ'iküm verabâ'ibükümül-lâtî fî hucûriküm min nisâ'ikümül-lâtî dahaltüm bihinne fe in lem tekûnû dahaltüm bihinne felâ cünâha aleyküm vehalâ'ilü ebnâ'ikümüllezîne min aslâbiküm ve en tecmeû beynel-uhteyni illâ mâ kad selefe innallâhe kâne ğafûran rahîmâ

Sizlere şunlar haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, hemşireleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, biraderlerinizin kızları, hemşirelerinizin kızları, ve sizi emziren süt analarınızla süt hemşireleriniz ve kadınlarınızın anaları, ve kendilerile zifafa girdiğiniz kadınlarınızdan ellerinizde bulunan üvey kızlarınız şayed analariyle zifafa girmemiş iseniz beis yok - ve kendi sulbünüzden gelmiş oğullarınızın haliyleleri ve iki hemşire beynini cem'etmeniz, geçen geçti, ona Allah Gafur, Rahim bulunuyor.

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَأَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْأَخِ وَبَنَاتُ الْأُخْتِ وَأُمَّهَاتُكُمُ اللَّاتِي أَرْضَعْنَكُمْ وَأَخَوَاتُكُمْ مِنَ الرَّضَاعَةِ وَأُمَّهَاتُ نِسَائِكُمْ وَرَبَائِبُكُمُ اللَّاتِي فِي حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَائِكُمُ اللَّاتِي دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَإِنْ لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ وَحَلَائِلُ أَبْنَائِكُمُ الَّذِينَ مِنْ أَصْلَابِكُمْ وَأَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الْأُخْتَيْنِ إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ ۗ إِنَّ اللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا

24Vel-mühsanâtü minen-nisâ'i illâ mâ meleket eymânüküm kitâballâhi aleyküm ve uhille leküm mâ verâ'e zâliküm en tebtağû bi-emvâliküm mühsınîne ğayra müsâfihîne femestemta'tüm bihî minhünne fe âtûhünne ucûrahünne ferîdaten velâ cünâha aleyküm fîmâ terâdaytüm bihî min ba'dil-ferîdati innallâhe kâne alîmen hakîmâ

Sizlere şunlar haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, hemşireleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, biraderlerinizin kızları, hemşirelerinizin kızları, ve sizi emziren süt analarınızla süt hemşireleriniz ve kadınlarınızın anaları, ve kendilerile zifafa girdiğiniz kadınlarınızdan ellerinizde bulunan üvey kızlarınız şayed analariyle zifafa girmemiş iseniz beis yok - ve kendi sulbünüzden gelmiş oğullarınızın haliyleleri ve iki hemşire beynini cem'etmeniz, geçen geçti, ona Allah Gafur, Rahim bulunuyor.

۞ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَاءِ إِلَّا مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ۖ كِتَابَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ ۚ وَأُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَاءَ ذَٰلِكُمْ أَنْ تَبْتَغُوا بِأَمْوَالِكُمْ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ ۚ فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِهِ مِنْهُنَّ فَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ فَرِيضَةً ۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا تَرَاضَيْتُمْ بِهِ مِنْ بَعْدِ الْفَرِيضَةِ ۚ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا

25Vemen lem yestatı' minküm tavlen en yenkihal-mühsanâtil-mü'minâti femin mâ meleket eymânüküm min feteyâtikümül-mü'minâti vellâhü a'lemü bi-îmâniküm ba'duküm min ba'dın fenkihûhünne bi-izni ehlihinne ve âtûhünne ucûrahünne bil-ma'rûfi mühsanâtin ğayra müsâfihâtin velâ müttahızâti ahdânin fe izâ uhsınne fe in eteyne bifâhişetin fealeyhinne nisfü mâ alel-mühsanâti minel-azâbi zâlike limen haşiyel-anete minküm ve en tasbirû hayrun leküm vellâhü ğafûrun rahîm

İçinizden her kim hurrolan mü'min kadınları nikâh edecek genişliğe güç yetiremiyorsa ona da ellerinizin altındaki mü'min cariyelerinizden var, Allah kadrinizi imanınızla bilir, mü'minler Hep biribirinizden sayılırsınız, onun için fuhuşta bulunmayarak, gizli dost da edinmiyerek namuslu yaşadıkları haled onları sahiblerinin izniyle nikâh ediniz ve mehirlerini güzellikle kendilerine veriniz, eğer evlendikten sonra bir fuhş irtikâb ederlerse o vakit üzerlerine hur kadınlar üzerine terettüb edecek cezanın yarısı lâzım gelir, şu suret günaha girmek korkusu olanlarınız içindir, yoksa sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır, bununla beraber Alalh Gafurdur, Rahimdir.

وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ مِنْكُمْ طَوْلًا أَنْ يَنْكِحَ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ فَمِنْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ مِنْ فَتَيَاتِكُمُ الْمُؤْمِنَاتِ ۚ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَانِكُمْ ۚ بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍ ۚ فَانْكِحُوهُنَّ بِإِذْنِ أَهْلِهِنَّ وَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ مُحْصَنَاتٍ غَيْرَ مُسَافِحَاتٍ وَلَا مُتَّخِذَاتِ أَخْدَانٍ ۚ فَإِذَا أُحْصِنَّ فَإِنْ أَتَيْنَ بِفَاحِشَةٍ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى الْمُحْصَنَاتِ مِنَ الْعَذَابِ ۚ ذَٰلِكَ لِمَنْ خَشِيَ الْعَنَتَ مِنْكُمْ ۚ وَأَنْ تَصْبِرُوا خَيْرٌ لَكُمْ ۗ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ

26Yürîdüllâhü liyübeyyine leküm veyehdiyeküm sünenellezîne min kabliküm veyetûbe aleyküm vellâhü alîmün hakîm

Allah sizlere bilmediklerinizi bildirmek ve sizden öndekilerin yollarını göstermek ve salâha rücuunuzu görerek günahlarınızı bağışlamak diliyor, Hem Allah alîmdir hakîmdir.

يُرِيدُ اللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ ۗ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

27Vellâhü yürîdü en yetûbe aleyküm veyürîdüllezîne yettebiûneş-şehevâti en temîlû meylen azîmâ

Allah tevbekâr olduğunuzu görerek size nazar buyurmak istiyorken o şehvetleri ardında koyanlar sizin büyük bir yamuklukla yamılmanızı istiyorlar.

وَاللَّهُ يُرِيدُ أَنْ يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُرِيدُ الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ أَنْ تَمِيلُوا مَيْلًا عَظِيمًا

28Yürîdüllâhü en yühaffife anküm vehulikal-insânü daîfâ

Allah sizden ağır teklifleri hafifletmek istiyor, öyleya İnsan zaiyf yaradılmıştır.

يُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُخَفِّفَ عَنْكُمْ ۚ وَخُلِقَ الْإِنْسَانُ ضَعِيفًا

29Yâ eyyühellezîne âmenû lâ te'külû emvâleküm beyneküm bil-bâtıli illâ en tekûne ticâraten an terâdın minküm velâ taktülû enfüseküm innallâhe kâne biküm rahîmâ

Ey o bütün iman edenler! Mallarınız aranızda batıl behanelerle yemeyin, kendiliğinizden rızalaşarak akdettiğiniz bir ticaret olmak başka, kendilerinizi öldürmeyin de, Allah size cidden bir Rahim bulunuyor.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلَّا أَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ ۚ وَلَا تَقْتُلُوا أَنْفُسَكُمْ ۚ إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا

30Vemen yef'al zâlike udvânen vezulmen fesevfe nüslîhi nâran vekâne zâlike alallâhi yesîrâ

Her kim de tecavüz ederek, zulm ederek oun yaparsa yarın onu bir ateşe yaslayacagız Allah’a göre bu kolay bulunuyor.

وَمَنْ يَفْعَلْ ذَٰلِكَ عُدْوَانًا وَظُلْمًا فَسَوْفَ نُصْلِيهِ نَارًا ۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرًا

31İn tectenibû kebâ'ira mâ tünhevne anhü nükeffir anküm seyyi'âtiküm venüdhılküm müdhalen kerîmâ

Eğer siz nehyedildiğiniz günahların büyüklerinden ictinab ederseniz sizden kabahatlerinizi keffaretleriz ve sizi hoş bir mesleğe koyarız.

إِنْ تَجْتَنِبُوا كَبَائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلًا كَرِيمًا

32Velâ tetemennev mâ feddalallâhü bihî ba'daküm alâ ba'dın lirricâli nasîbün mimmektesebû velinnisâ'i nasîbün mimmektesebne ves'elüllâhe min fedlihî innallâhe kâne bikülli şey'in alîmâ

Bir de Allah’ın bazınıza diğerinden fazla verdiği şeyleri temenni etmeyin, erkeklere çalışmalarından bir nasib vardır, kadınlara da çalışmalarından bir nasib vardır, çalışın da Allah’dan fazlını isteyin, her halde Allah her şeye Alim bulunuyor.

وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللَّهُ بِهِ بَعْضَكُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ ۚ لِلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا ۖ وَلِلنِّسَاءِ نَصِيبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَ ۚ وَاسْأَلُوا اللَّهَ مِنْ فَضْلِهِ ۗ إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا

33Veliküllin cealnâ mevâliye mimmâ terakel-vâlidâni vel-akrabûne vellezîne akadet eymânüküm fe âtûhüm nasîbehüm innallâhe kâne alâ külli şey'in şehîdâ

Erkek ve dişi her biri için baba ve ananın ve en yakın akrabanın, ve akd ile yeminlerinizin bağladığı kimselerin terikelerinden varislere de tahsıs ettik onlara da nasıblerini verin çünkü Allah her şeye karşı şahid bulunuyor.

وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ ۚ وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ فَآتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ ۚ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدًا

34Er-ricâlü kavvâmûne alen-nisâ'i bimâ feddalallâhü ba'dahüm alâ ba'dın vebimâ enfakû min emvâlihim fes-sâlihâtü kânitâtün hâfizâtün lilğaybi bimâ hafizallâhü vel-lâtî tahâfûne nüşûzehünne feizûhünne vehcürûhünne fil-madâcii vedribûhünne fe in ata'neküm felâ tebğû aleyhinne sebîlen innallâhe kâne aliyyen kebîrâ

Er olanlar kadınlar üzerinde hâkim dururlar, çünkü bir kere Allah birini diğerinden üstün yaratmış bir de erler mallarından infak etmektedirler, onun için iyi kadınlar itaatkârdırlar, Allah kenidlerini sakladığı cihetle kendileri de gaybı muhafaza ederler, serkeşliklerinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince: evvelâ kendilerine nasihat edin, sonra yattıkları yerde mehcur bırakın, yine dinlemezlerse döğün, dinledikleri halde incitmeye behane aramayın, çünkü Allah çok yüksek, çok büyük bulunuyor.

الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ بِمَا فَضَّلَ اللَّهُ بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ وَبِمَا أَنْفَقُوا مِنْ أَمْوَالِهِمْ ۚ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللَّهُ ۚ وَاللَّاتِي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ ۖ فَإِنْ أَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَبِيلًا ۗ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيًّا كَبِيرًا

35Ve in hıftüm şikâka beynihimâ feb'asû hakemen min ehlihî vehakemen min ehlihâ in yürîdâ ıslâhan yüveffikıllâhü beynehümâ innallâhe kâne alîmen habîrâ

Eğer karı, koca arasının açılmasından endişeye düşerseniz bir hakem onun tarafından, bir hakem de bunun tarafından gönderin, bunlar gerçekten barıştırmak isterlerse Allah aralarındaki dargınlık yerine geçim verir, şüphesiz ki Allah bir Alim, habîr bulunuyor.

وَإِنْ خِفْتُمْ شِقَاقَ بَيْنِهِمَا فَابْعَثُوا حَكَمًا مِنْ أَهْلِهِ وَحَكَمًا مِنْ أَهْلِهَا إِنْ يُرِيدَا إِصْلَاحًا يُوَفِّقِ اللَّهُ بَيْنَهُمَا ۗ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيمًا خَبِيرًا

36Ve'büdüllâhe velâ tüşrikû bihî şey'en vebil-vâlideyni ihsânen vebizil-kurbâ vel-yetâmâ vel-mesâkîni vel-câri zil-kurbâ vel-câril-cünübi ves-sâhibi bil-cenbi vebnis-sebîli vemâ meleket eymânüküm innallâhe lâ yühibbü men kâne mühtâlen fehûrâ

Hem Allah’a ibadet edin ve ona hiç bir şeyi şerik koşmayın, sonra babaya anaya ihsan edin, akribanıza da öksüzlere de, yoksullara da, yakın komşuya da, uzak komşuya da, arkadaşa da yolda kalmışa da, ellerinizdeki memlûklere de, her halde Allah kurumlu öğüngen olanların hiç birini sevmez.

۞ وَاعْبُدُوا اللَّهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا ۖ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبَىٰ وَالْيَتَامَىٰ وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبَىٰ وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ۗ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا

37Ellezîne yebhalûne veye'mürûnen-nâse bil-bühli veyektümûne mâ âtâhümüllâhü min fedlihî ve a'tednâ lilkâfirîne azâben mühînâ

Onlar ki hem kıskanırlar hem de herkese kıskançlık tavsiye ederler ve Allah’ın kendilerine fazlından verdiği şeyleri saklarlar, biz de öyle nankörlere terzil edici bir azab hazırlamışızdır.

الَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَا آتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ ۗ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُهِينًا

38Vellezîne yünfikûne emvâlehüm ri'â'en-nâsi velâ yü'minûne billâhi velâ bil-yevmil-âhıri vemen yeküniş-şeytânü lehû karînen fesâ'e karînâ

Onlar ki Allah’a ve Âhiret gününe inanmazlar da mallarını nasa gösteriş için sarfederler, her kim de kendine Şeytan arkadaş olursa artık o ne fena arkadaştır.

وَالَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ رِئَاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْآخِرِ ۗ وَمَنْ يَكُنِ الشَّيْطَانُ لَهُ قَرِينًا فَسَاءَ قَرِينًا

39Vemâzâ aleyhim lev âmenû billâhi vel-yevmil-âhıri ve enfakû mimmâ razakahümüllâhü vekânallâhü bihim alîmâ

Ne vardı bunlar Allah’a iman getirseler ve Âhiret gününe inansalar da Allah’ın kendilerine merzuk buyurduğu şeylerden infak etselerdi? Ziyan mı ederlerdi? Allah kendilerini bilirdi.

وَمَاذَا عَلَيْهِمْ لَوْ آمَنُوا بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَأَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقَهُمُ اللَّهُ ۚ وَكَانَ اللَّهُ بِهِمْ عَلِيمًا

40İnnallâhe lâ yazlimü miskâle zerratin ve in tekü haseneten yüdâifhâ veyü'ti min ledünhü ecran azîmâ

Her halde Allah zerre miskali zulmetmez ve eğer bir hasene olursa onu kat kat artırır bir de tarafından azîm bir ecir verir.

إِنَّ اللَّهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ ۖ وَإِنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِنْ لَدُنْهُ أَجْرًا عَظِيمًا

41Fekeyfe izâ ci'nâ min külli ummetin bişehîdin veci'nâ bike alâ hâ'ulâ'i şehîdâ

Bakalım nasıl olacak: Her ümmetten bir şahid getirdiğimiz, seni de onların üzerine şahid getirdiğimiz vakit?

فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِنْ كُلِّ أُمَّةٍ بِشَهِيدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلَىٰ هَٰؤُلَاءِ شَهِيدًا

42Yevme'izin yeveddüllezîne keferû veasavür-rasûle lev tüsevvâ bihimül-erdu velâ yektümûnallâhe hadîsâ

İşte o gün öyle arzu edecek o küfredip peygambere asî olanlar ki keşke hâk ile yeksan edilselerdi de Allah’a bir sözü ketmetmeselerdi.

يَوْمَئِذٍ يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَعَصَوُا الرَّسُولَ لَوْ تُسَوَّىٰ بِهِمُ الْأَرْضُ وَلَا يَكْتُمُونَ اللَّهَ حَدِيثًا

43Yâ eyyühellezîne âmenû lâ takrabüs-salâte ve entüm sükârâ hattâ ta'lemû mâ takûlûne velâ cünüben illâ âbirî sebîlin hattâ tağtesilû ve in küntüm merdâ ev alâ seferin ev câ'e ehadün minküm minel-ğâ'ıtı ev lâmestümün-nisâ'e felem tecidû mâ'en feteyemmemû saîden tayyiben femsehû bivücûhiküm ve eydîküm innallâhe kâne afüvven ğafûrâ

Ey o bütün iman edenler! Sarhoş iken namaza yaklaşmayın: Söylediğinizi bilinceye kadar, cünüb iken de -yoldan geçmeniz başka- guslünüzü edinceye kadar, ve eğer hasta olur veya seferde bulunursanız veya biriniz hacet yerinden gelir veya kadınlara dokunursanız da suya güç yetiremezseniz o zaman temiz bir toprağa teyemmüm edin: Niyyetle yüzünüze ve ellerinize mesheyleyin, cidden Allah afvi çok bir Gafur bulunuyor.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلَاةَ وَأَنْتُمْ سُكَارَىٰ حَتَّىٰ تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا إِلَّا عَابِرِي سَبِيلٍ حَتَّىٰ تَغْتَسِلُوا ۚ وَإِنْ كُنْتُمْ مَرْضَىٰ أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ أَوْ جَاءَ أَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَائِطِ أَوْ لَامَسْتُمُ النِّسَاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُمْ ۗ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا

44Elem tera ilellezîne ûtû nasîben minel-kitâbi yeşterûnad-dalâlete veyürîdûne en tadıllüs-sebîl

Bakmazmısın şu kendilerine kitabdan bir nasîb verilmiş olanlara? Kendileri sapgınlığı satın alıyorlar da istiyorlar ki siz de yolu sapıtasınız.

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُوا نَصِيبًا مِنَ الْكِتَابِ يَشْتَرُونَ الضَّلَالَةَ وَيُرِيدُونَ أَنْ تَضِلُّوا السَّبِيلَ

45Vellâhü a'lemü bi-a'dâ'iküm vekefâ billâhi veliyyen vekefâ billâhi nasîrâ

Düşmanlarınızı Allah daha çok biliyor, veliy de Allah yeter, nasîr de Allah yeter.

وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِأَعْدَائِكُمْ ۚ وَكَفَىٰ بِاللَّهِ وَلِيًّا وَكَفَىٰ بِاللَّهِ نَصِيرًا

46Minellezîne hâdû yüharrifûnel-kelime an mevâdıihî veyakûlûne semi'nâ veasaynâ vesma' ğayra müsmein verâinâ leyyen bi-elsinetihim veta'nen fid-dîni velev ennehüm kâlû semi'nâ ve ata'nâ vesma' venzurnâ lekâne hayran lehüm ve akveme velâkin leanehümüllâhü biküfrihim felâ yü'minûne illâ kalîlâ

O Yahudî olanlardan ki kelimeleri mevzı'larından tahrif ediyorlar, Ve dillerini eğerek, dine dokunarak "dinledik isyan ettik", "dinle dinlenilmesi", râinâ (bizi gözet) diyorlar; böyle diyeceklerine "işittik itaat ettik" "dinle ve bizi gözet" deselerdi elbette haklarında daha hayırlı ve daha dürüst olurdu. Ve lâkin küfürleri yüzünden Allah kendilerini lânetlemiştir Onun için imana gelmezler meğer ki pek az.

مِنَ الَّذِينَ هَادُوا يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهِ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَاعِنَا لَيًّا بِأَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًا فِي الدِّينِ ۚ وَلَوْ أَنَّهُمْ قَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَاسْمَعْ وَانْظُرْنَا لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَأَقْوَمَ وَلَٰكِنْ لَعَنَهُمُ اللَّهُ بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ إِلَّا قَلِيلًا

47Yâ eyyühellezîne ûtül-kitâbe âminû bimâ nezzelnâ müsaddikan limâ meaküm min kabli en natmise vücûhen feneruddehâ alâ edbârihâ ev nel'anehüm kemâ leannâ ashâbes-sebti vekâne emrullâhi mef'ûlâ

Ey o kendilerine kitap verilenler! gelin o beraberinizdekini tasdiklamak üzere indirdiğimiz bu kitaba iman edin biz bir takım yüzleri silip de enselerine çevirmezden veya onlar esahbı Sebti lânetlediğimiz gibi lâ'netlemezden evvel, yoksa Allah’ın emri fi'le çıkarılagelmiştir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ آمِنُوا بِمَا نَزَّلْنَا مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ نَطْمِسَ وُجُوهًا فَنَرُدَّهَا عَلَىٰ أَدْبَارِهَا أَوْ نَلْعَنَهُمْ كَمَا لَعَنَّا أَصْحَابَ السَّبْتِ ۚ وَكَانَ أَمْرُ اللَّهِ مَفْعُولًا

48İnnallâhe lâ yağfiru en yüşrake bihî veyağfiru mâ dûne zâlike limen yeşâ'u vemen yüşrik billâhi fekadifterâ ismen azîmâ

Doğrusu Allah kendine şirk koşulmasını mağfiret etmez, ondan berisini dilediğine mağfiret buyurur, kim de Allah’a şirk koşarsa pek büyük bir cinayet iftira etmiş olduğunda şüphe yoktur.

إِنَّ اللَّهَ لَا يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَٰلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ ۚ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَقَدِ افْتَرَىٰ إِثْمًا عَظِيمًا

49Elem tera ilellezîne yüzekkûne enfüsehüm belillâhü yüzekkî men yeşâ'u velâ yüzlemûne fetîlâ

Bakmazmısın şu nefislerini tezkiye edip duranlara! Hayır, yalnız Allah dilediğini tezkiye eder (temize çıkar) onlar da kıl kadar zulmedilmezler.

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يُزَكُّونَ أَنْفُسَهُمْ ۚ بَلِ اللَّهُ يُزَكِّي مَنْ يَشَاءُ وَلَا يُظْلَمُونَ فَتِيلًا

50Unzur keyfe yefterûne alallâhil-kezibe vekefâ bihî ismen mübînâ

Bak Allah’a karşı nasıl yalan uyduruyorlar, açık günah da bu yeter.

انْظُرْ كَيْفَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ ۖ وَكَفَىٰ بِهِ إِثْمًا مُبِينًا

51Elem tera ilellezîne ûtû nasîben minel-kitâbi yü'minûne bil-cibti vet-tâğûti veyakûlûne lillezîne keferû hâ'ulâ'i ehdâ minellezîne âmenû sebîlâ

Bakmaz mısın şu kendilerine okuyup yazmaktan biraz nasib verilmiş olanlara? Cibt-ü taguta inanıyorlar da Allah’ı tanımayanlara bunlar mü'minlerden yolca daha doğru diyorlar.

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُوا نَصِيبًا مِنَ الْكِتَابِ يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا هَٰؤُلَاءِ أَهْدَىٰ مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا سَبِيلًا

52Ûlâ'ikellezîne leanehümüllâhü vemen yel'anillâhü felen tecide lehû nasîrâ

Onlar Allah’ın lâ'netlediği kimseler, her kimi de Allah lâ'netlerse artık onu bir kurtaracak bulamazsın.

أُولَٰئِكَ الَّذِينَ لَعَنَهُمُ اللَّهُ ۖ وَمَنْ يَلْعَنِ اللَّهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ نَصِيرًا

53Em lehüm nasîbün minel-mülki fe izen lâ yü'tûnen-nâse nakîrâ

Yoksa onlara mülkden bir hissemi var? Öyle olsa nasa bir çekirdek bile vermezler.

أَمْ لَهُمْ نَصِيبٌ مِنَ الْمُلْكِ فَإِذًا لَا يُؤْتُونَ النَّاسَ نَقِيرًا

54Em yehsüdûnen-nâse alâ mâ âtâhümüllâhü min fedlihî fekad âteynâ âle ibrâhîmel-kitâbe vel-hikmete ve âteynâhüm mülken azîmâ

Yoksa o nasa Allah’ın fazlından verdiği nimeti çekemiyorlar da hased mi ediyorlar? evet, biz Âli İbrahim’e kitap ve hikmet verdik hem de azîm bir mülk verdik.

أَمْ يَحْسُدُونَ النَّاسَ عَلَىٰ مَا آتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ ۖ فَقَدْ آتَيْنَا آلَ إِبْرَاهِيمَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَآتَيْنَاهُمْ مُلْكًا عَظِيمًا

55Feminhüm men âmene bihî veminhüm men sadde anhü vekefâ bicehenneme seîrâ

Onun için onlardan kimi ona iman etmekte, kimi de ondan men'eylemekte ona da cehennem alevi elvekmektedir.

فَمِنْهُمْ مَنْ آمَنَ بِهِ وَمِنْهُمْ مَنْ صَدَّ عَنْهُ ۚ وَكَفَىٰ بِجَهَنَّمَ سَعِيرًا

56İnnellezîne keferû bi'âyâtinâ sevfe nüslîhim nâran küllemâ nadıcet cülûdühüm beddelnâhüm cülûden ğayrahâ liyezûkul-azâbe innallâhe kâne azîzen hakîmâ

Şüphesiz âyetlerimizi tanımıyan kâfirler, muhakkak ki biz onları yarın bir ateşe yaslayacağız, derileri piştikçe azabı duysunlar diye kendilerine tebdilen başka deriler vereceğiz; çünkü Allah izzetine nihayet olmayan bir Hakim bulunuyor.

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِنَا سَوْفَ نُصْلِيهِمْ نَارًا كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُمْ بَدَّلْنَاهُمْ جُلُودًا غَيْرَهَا لِيَذُوقُوا الْعَذَابَ ۗ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَزِيزًا حَكِيمًا

57Vellezîne âmenû veamilüs-sâlihâti senüdhılühüm cennâtin tecrî min tehtihel-enhâru hâlidîne fîhâ ebeden lehüm fîhâ ezvâcün mütahheratün venüdhılühüm zıllen zalîlâ

İman edip salih işler yapan mü'minlere gelince bunları altından ırmaklar akar cennetlere koyacağız: içlerinde ebedî kalmak üzere onlar, kendilerine orada temiz, gayet temiz zevceler var, hem onları sayeban edecek bir sayeye koyacağız.

وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ۖ لَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ ۖ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلًّا ظَلِيلًا

58İnnallâhe ye'müruküm en tü'eddül-emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtüm beynen-nâsi en tehkümû bil-adli innallâhe niimmâ yeizuküm bihî innallâhe kâne semîan basîrâ

Haberiniz olsun ki Allah size şunları emrediyor: Emanetleri ehline veresiniz ve insanlar arasında hükmettiğiniz vakit adaletle hükmedesiniz, hakikat Allah size ne güzel va'z veriyor, şüphesiz ki Allah Semi', basır bulunuyor.

۞ إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَىٰ أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ أَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ ۚ إِنَّ اللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِهِ ۗ إِنَّ اللَّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا

59Yâ eyyühellezîne âmenû atîullâhe ve atîur-rasûle ve ûlil-emri minküm fe in tenâza'tüm fî şey'in feruddûhü ilallâhi ver-rasûli in küntüm tü'minûne billâhi vel-yevmil-âhıri zâlike hayrun ve ehsenü te'vîlâ

Ey o bütün iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e de itaat edin sizden olan ülül’emre de, sonra bir şeyde nizaa düştünüz mü hemen onu Allah’a ve Resulü’ne arz ediniz: Allah’a ve Âhiret gününe gerçekten inanır mü'minlerseniz. O hem hayırlı hem de netice itibarile daha güzeldir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الْأَمْرِ مِنْكُمْ ۖ فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ إِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ ۚ ذَٰلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا

60Elem tera ilellezîne yez'umûne ennehüm âmenû bimâ unzile ileyke vemâ unzile min kablike yürîdûne en yetehâkemû ilat-tâğûti vekad umirû en yekfürû bihî veyürîdüş-şeytânü en yüdıllehüm dalâlen beîdâ

Ey o bütün iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e de itaat edin sizden olan ülül’emre de, sonra bir şeyde nizaa düştünüz mü hemen onu Allah’a ve Resulü’ne arz ediniz: Allah’a ve Âhiret gününe gerçekten inanır mü'minlerseniz. O hem hayırlı hem de netice itibarile daha güzeldir.

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُوا بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَنْ يَتَحَاكَمُوا إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُوا أَنْ يَكْفُرُوا بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَعِيدًا

61Ve izâ kîle lehüm teâlev ilâ mâ enzelallâhü ve iler-rasûli ra'eytel-münâfikîne yasuddûne anke sudûdâ

Allah’ın indirdiği hükme gelin, Peygamber’e gelin denildiği vakit de onlara görüyorsuin o münfıkları ki senden çekiniyorlar da çekiniyorlar.

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا إِلَىٰ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَإِلَى الرَّسُولِ رَأَيْتَ الْمُنَافِقِينَ يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُودًا

62Fekeyfe izâ asâbethüm müsîbetün bimâ kaddemet eydîhim sümme câ'ûke yehlifûne billâhi in eradnâ illâ ihsânen vetevfîkâ

Ya ellerinin yaptığı yüzünden başlarına bir musibet geldiği zaman nasıl? sonra gelmişler de sana "billâhi muradımız sırf bir iyilik yapmak ve ara bulmaktan ibaret idi" diye yemin ediyorlar.

فَكَيْفَ إِذَا أَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ ثُمَّ جَاءُوكَ يَحْلِفُونَ بِاللَّهِ إِنْ أَرَدْنَا إِلَّا إِحْسَانًا وَتَوْفِيقًا

63Ûlâ'ikellezîne ya'lemüllâhü mâ fî kulûbihim fe a'rid anhüm veizhüm vekul lehüm fî enfüsihim kavlen belîğâ

Onlar öyle kimseler ki kalblerinde olanı Allah bilir, onun için sen onlara aldırma da kendilerine va'zet ve nefisleri hakkında kendilerine beliğ müessir söz söyle.

أُولَٰئِكَ الَّذِينَ يَعْلَمُ اللَّهُ مَا فِي قُلُوبِهِمْ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُلْ لَهُمْ فِي أَنْفُسِهِمْ قَوْلًا بَلِيغًا

64Vemâ erselnâ min rasûlin illâ liyütâa bi-iznillâhi velev ennehüm iz zalemû enfüsehüm câ'ûke festağferullâhe vestağfera lehümür-rasûlü levecedüllâhe tevvâben rahîmâ

Biz her hangi bir peygamber’i gönderdikse mahzâ Allah’ın iznile itaat edilmek için gönderdik, eğer onlar nefislerine zulmettikleri zaman sana gelseler de günahlarına mağfiret dileseler, peygamber de kendileri için istiğfar ediverse idi elbette Allah’ı Tevvab, Rahim bulacaklardı.

وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ إِلَّا لِيُطَاعَ بِإِذْنِ اللَّهِ ۚ وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ جَاءُوكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللَّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللَّهَ تَوَّابًا رَحِيمًا

65Felâ verabbike lâ yü'minûne hattâ yühakkimûke fîmâ şecera beynehüm sümme lâ yecidû fî enfüsihim haracen mimmâ kadayte veyüsellimû teslîmâ

Yok, yok Rabbin’e kasem ederim ki onlar aralarında çıkan çapraşık işlerde seni hakem yapıp sonra da verdiğin hukümden nefislerinden hiç bir darlık duymaksızın tam bir teslimiyyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّىٰ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

66Velev ennâ ketebnâ aleyhim eniktülû enfüseküm evihrucû min diyâriküm mâ fealûhü illâ kalîlün minhüm velev ennehüm fealû mâ yûazûne bihî lekâne hayran lehüm ve eşedde tesbîtâ

Eğer onlara nefislerinizi öldürün veya "diyarınızdan çıkın" diye yazsa idik pek azından ma'dası onu yapmazlardı, fakat kendilerine va'zolunanı yapsalardı elbette haklarında çok hayırlı ve payidar kılmak itibarile de en sağlam bir hareket olurdu.

وَلَوْ أَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ أَنِ اقْتُلُوا أَنْفُسَكُمْ أَوِ اخْرُجُوا مِنْ دِيَارِكُمْ مَا فَعَلُوهُ إِلَّا قَلِيلٌ مِنْهُمْ ۖ وَلَوْ أَنَّهُمْ فَعَلُوا مَا يُوعَظُونَ بِهِ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَأَشَدَّ تَثْبِيتًا

67Ve izen le'âteynâhüm min ledünnâ ecran azîmâ

Elbette o zaman kendilerine ledünnümüzden pek büyük bir ecir de verirdik.

وَإِذًا لَآتَيْنَاهُمْ مِنْ لَدُنَّا أَجْرًا عَظِيمًا

68Velehedeynâhüm sırâtan müstakîmâ

Ve Elbette kendilerine doğrudan doğru bir tarikı müstekıme çıkarırdık.

وَلَهَدَيْنَاهُمْ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا

69Vemen yütıillâhe ver-rasûle fe ûlâ'ike meallezîne en'amallâhü aleyhim minen-nebiyyîne ves-sıddîkîne veş-şühedâ'i ves-sâlihîne vehasüne ûlâ'ike rafîkâ

Öyle ya: Her kim Allah’a ve Peygamber’e mutı' olursa işte onlar Allah’ın kendilerine in'am eylediği: Enbiya, sıddıkîn, şüheda ve salihîn ile birliktedirler, bunlarsa ne güzel arkadaş!

وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَالرَّسُولَ فَأُولَٰئِكَ مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّالِحِينَ ۚ وَحَسُنَ أُولَٰئِكَ رَفِيقًا

70Zâlikel-fadlü minallâhi vekefâ billâhi alîmâ

İşte bu fazıl, Allah’dan: Elverir ki bilen Allah olsun.

ذَٰلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللَّهِ ۚ وَكَفَىٰ بِاللَّهِ عَلِيمًا

71Yâ eyyühellezîne âmenû huzû hizraküm fenfirû sübâtin evinfirû cemîâ

Ey o bütün iman edenler! hazırlığınızı görün de müfrezeler hâlinde harekete gelin yâhud toplu olarak seferber olun.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا خُذُوا حِذْرَكُمْ فَانْفِرُوا ثُبَاتٍ أَوِ انْفِرُوا جَمِيعًا

72Ve inne minküm lemen leyübattı'enne fe in asâbetküm müsîbetün kâle kad en'amallâhü aleyye iz lem ekün meahüm şehîdâ

Maamafih içinizden öylesi vardır ki her halde ağır alacaktır: bakar eğer size bir musîbet isabet ederse "cidden, der: Allah bana lütfetti zira onlarla beraber hâzır bulunmadım".

وَإِنَّ مِنْكُمْ لَمَنْ لَيُبَطِّئَنَّ فَإِنْ أَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةٌ قَالَ قَدْ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيَّ إِذْ لَمْ أَكُنْ مَعَهُمْ شَهِيدًا

73Vele'in asâbeküm fedlün minallâhi leyakûlenne ke-en lem tekün beyneküm vebeynehû meveddetün yâ leytenî küntü meahüm fe efûze fevzen azîmâ

Ve eğer size Allah’dan bir fazl nasîb olursa sanki kendisiyle aranızda hiç bir ülfet olmamış gibi mutlak diyecektir ki "ah, olaydım onlarla beraber olaydım da büyük bir murada ereydim!

وَلَئِنْ أَصَابَكُمْ فَضْلٌ مِنَ اللَّهِ لَيَقُولَنَّ كَأَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ يَا لَيْتَنِي كُنْتُ مَعَهُمْ فَأَفُوزَ فَوْزًا عَظِيمًا

74Felyükâtil fî sebîlillâhillezîne yeşrûnel-hayâted-dünyâ bil-âhırati vemen yükâtil fî sebîlillâhi feyüktel ev yağlib fesevfe nü'tîhi ecran azîmâ

O halde seferber olun da o geçici Dünya haytı Âhıretin ebedî hayatına satacak olanlar çarpışsın, her kim Allah yolunda çarpışır da katlolunur veya galib gelirse iki surette de biz ona yarın pek büyük bir ecir vereceğiz.

۞ فَلْيُقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ الَّذِينَ يَشْرُونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا بِالْآخِرَةِ ۚ وَمَنْ يُقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيُقْتَلْ أَوْ يَغْلِبْ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا

75Vemâ leküm lâ tükâtilûne fî sebîlillâhi vel-müstad'afîne miner-ricâli ven-nisâ'i vel-vildânillezîne yakûlûne rabbenâ ahricnâ min hâzihil-karyetiz-zâlimi ehlühâ vec'al lenâ min ledünke veliyyen vec'al lenâ min ledünke nasîrâ

Hem siz neyinize çarpışmayasınız? Allah yolunda ve o zebun edilmiş erkekler, kadınlar, yavrular uğurunda ki "yarebbena, bizleri bu ahalisi zâlim memleketten çıkar, tarafından bize bir sahib gönder, tarafından bize bir yardımcı gönder, Diye yalvarıp duruyorlar.

وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَٰذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّا وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَصِيرًا

76Ellezîne âmenû yükâtilûne fî sebîlillâhi vellezîne keferû yükâtilûne fî sebîlit-tâğûti fekâtilû evliyâ'eş-şeytâni inne keydeş-şeytâni kâne daîfâ

İman edenler Allah yolunda cenk ederler, küfredenler ise Tagutun yolunda cenk ederler, o halde siz Şeytanın yârânını öldürmeğe bakın, her halde Şeytanın hılesi çürüktür.

الَّذِينَ آمَنُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ۖ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُوا أَوْلِيَاءَ الشَّيْطَانِ ۖ إِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفًا

77Elem tera ilellezîne kîle lehüm küffû eydiyeküm ve akîmüs-salâte ve âtüz-zekâte felemmâ kütibe aleyhimül-kıtâlü izâ ferîkun minhüm yahşevnen-nâse kahaşyetillâhi ev eşedde haşyeten vekâlû rabbenâ lime ketebte aleynel-kıtâle levlâ ahhartenâ ilâ ecelin karîbin kul metâud-dünyâ kalîlün vel-âhıratü hayrun limenittakâ velâ tüzlemûne fetîlâ

Bakmaz mısın o kendilerine ellerinizi çekin ve namaz kılın, zekât verin denilmiş olan kimselere? şimdi üzerlerine kıtal yazılınca insanlardan Allah’dan korkarcasına veya daha bile ziyade korkuyorlar, ve şöyle dediler: "Ey bizim Rabbımız! niçin üzerimize bu kitali yazdın! nolordu bizi yakın bir ecele tehir edeydin? de ki: Dünya zevkı ne olsa azdır Ahiret ise Allah’dan korkanlar için sırf hayırdır hem kıl kadar hakkınız yenmez.

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ قِيلَ لَهُمْ كُفُّوا أَيْدِيَكُمْ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ إِذَا فَرِيقٌ مِنْهُمْ يَخْشَوْنَ النَّاسَ كَخَشْيَةِ اللَّهِ أَوْ أَشَدَّ خَشْيَةً ۚ وَقَالُوا رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا الْقِتَالَ لَوْلَا أَخَّرْتَنَا إِلَىٰ أَجَلٍ قَرِيبٍ ۗ قُلْ مَتَاعُ الدُّنْيَا قَلِيلٌ وَالْآخِرَةُ خَيْرٌ لِمَنِ اتَّقَىٰ وَلَا تُظْلَمُونَ فَتِيلًا

78Eynemâ tekûnû yüdrikkümül-mevtü velev küntüm fî bürûcin müşeyyedetin ve in tüsıbhüm hasenetün yakûlû hâzihî min indillâhi ve in tüsıbhüm seyyi'etün yakûlû hâzihî min indike kul küllün min indillâhi femâli hâ'ulâ'il-kavmi lâ yekâdûne yefkahûne hadîsâ

Her nerede olsanız ölüm size yetişir eflâke ser çekmiş burclarda da olsanız; bununla beraber kendilerine bir güzellik erdimi "bu Allah’dan" diyorlar, bir musibet de değdimi "bu senden" diyorlar, de ki: hepsi Allah tarafından, fakat neye bu adamlar söz anlamağa yanaşmıyorlar.

أَيْنَمَا تَكُونُوا يُدْرِكْكُمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنْتُمْ فِي بُرُوجٍ مُشَيَّدَةٍ ۗ وَإِنْ تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُوا هَٰذِهِ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ ۖ وَإِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُوا هَٰذِهِ مِنْ عِنْدِكَ ۚ قُلْ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ ۖ فَمَالِ هَٰؤُلَاءِ الْقَوْمِ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدِيثًا

79Mâ asâbeke min hasenetin feminallâhi vemâ asâbeke min seyyi'etin femin nefsike ve erselnâke linnâsi rasûlen vekefâ billâhi şehîdâ

Sana güzellikten her ne ererse bil ki Allahdandır, kötülükten de başına her ne gelirse anla ki sendendir, biz seni insanlara bir Resul olarak gönderdik, şahid ise Allah yeter.

مَا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللَّهِ ۖ وَمَا أَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ ۚ وَأَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولًا ۚ وَكَفَىٰ بِاللَّهِ شَهِيدًا

80Men yütıir-rasûle fekad atâallâhe vemen tevellâ femâ erselnâke aleyhim hafîzâ

Kim Resul’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur, kim de yan bükerse üzerlerine seni gözcü de göndermedik.

مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ ۖ وَمَنْ تَوَلَّىٰ فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا

81Veyakûlûne tâatün fe izâ berazû min indike beyyete tâ'ifetün minhüm ğayrallezî takûlü vellâhü yektübü mâ yübeyyitûne fe a'rid anhüm vetevekkel alallâhi vekefâ billâhi vekîlâ

Bâş üstüne diyorlar sonra da yanından çıktıklarında içlerinden bir takımı dediklerinin hilâfına tezvirat yapıyorlar, Allah da yaptıkları tezviratı kaydediyor, onun için sen yüzlerine vurmaktan vaz geç de Allah’a havale et Allah vekil yeter.

وَيَقُولُونَ طَاعَةٌ فَإِذَا بَرَزُوا مِنْ عِنْدِكَ بَيَّتَ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ غَيْرَ الَّذِي تَقُولُ ۖ وَاللَّهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَ ۖ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ ۚ وَكَفَىٰ بِاللَّهِ وَكِيلًا

82Efelâ yetedebberûnel-kur'âne velev kâne min indi ğayrillâhi levecedû fîhihtilâfen kesîrâ

Hâlâ Kur'anı im'an ile teemmül etmezler mi? Eğer o, Allah’dan başkası tarafından olsa idi elbette içinde bir çok ahenksizlikler bulacaklardı.

أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ ۚ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللَّهِ لَوَجَدُوا فِيهِ اخْتِلَافًا كَثِيرًا

83Ve izâ câ'ehüm emrun minel-emni evil-havfi ezâû bihî velev raddûhü iler-rasûli ve ilâ ûlil-emri minhüm lealimehüllezîne yestenbitûnehû minhüm velevlâ fedlüllâhi aleyküm verahmetühû letteba'tümüş-şeytâne illâ kalîlâ

Hem emn-ü havfe dair bir haber geldiği vakit kendilerine onu yayıveriyorlar, halbuki onu Peygamber’e ve içlerinden ülül'emr olanlara arzetseler elbette bunların istinbata kadir olanları onu anlar bilirlerdi, eğer Allah’ın fazl-ü rahmeti üzerinizde olmasa idi pek azınızdan maadası Şeytana uymuş gitmiştiniz.

وَإِذَا جَاءَهُمْ أَمْرٌ مِنَ الْأَمْنِ أَوِ الْخَوْفِ أَذَاعُوا بِهِ ۖ وَلَوْ رَدُّوهُ إِلَى الرَّسُولِ وَإِلَىٰ أُولِي الْأَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذِينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْ ۗ وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَاتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ إِلَّا قَلِيلًا

84Fekâtil fî sebîlillâhi lâ tükellefü illâ nefseke veharridıl-mü'minîne asallâhü en yeküffe be-sellezîne keferû vellâhü eşeddü be-sen ve eşeddü tenkîlâ

Onun için Allah yolunda çarpış, ancak nefsinden başkasiyle mükellef değilsin, mü'minleri de çarpış, ancak nefsinden başkasiyle mükellef değilsin, mü'mileri de çarpışmağa teşvik et, me'muldur ki Allah a küfretmekte bulunanların tazyikını defetsin, Allah tazyikce de daha şiddetli tenkilce de daha şiddetlidir.

فَقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ لَا تُكَلَّفُ إِلَّا نَفْسَكَ ۚ وَحَرِّضِ الْمُؤْمِنِينَ ۖ عَسَى اللَّهُ أَنْ يَكُفَّ بَأْسَ الَّذِينَ كَفَرُوا ۚ وَاللَّهُ أَشَدُّ بَأْسًا وَأَشَدُّ تَنْكِيلًا

85Men yeşfa' şefâaten haseneten yekün lehû nasîbün minhâ vemen yeşfa' şefâaten seyyi'eten yekün lehû kiflün minhâ vekânallâhü alâ külli şey'in mükîtâ

Her kim güzel bir şefaatte bulunursa ona ondan bir nasîb olur, her kim de kötü bir şefahatte bulunursa ona da ondan bir nazîr olur, Allah her şeye nâzır bulunuyor.

مَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُنْ لَهُ نَصِيبٌ مِنْهَا ۖ وَمَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُنْ لَهُ كِفْلٌ مِنْهَا ۗ وَكَانَ اللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ مُقِيتًا

86Ve izâ huyyîtüm bitehiyyetin fehayyû bi-ehsene minhâ ev ruddûhâ innallâhe kâne alâ külli şey'in hasîbâ

Size her hangi bir suretle sağlık verildği zaman siz de ondan daha güzeli ile sağlık verin veya ayniyle mukabele edin, Allah her şeyi hısaba çekmekte bulunuyorlar.

وَإِذَا حُيِّيتُمْ بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا بِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا ۗ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ حَسِيبًا

87Allâhü lâ ilâhe illâ hüve leyecmeanneküm ilâ yevmil-kıyâmeti lâ raybe fîhi vemen asdaku minallâhi hadîsâ

Allah, başka tapılacak yok ancak O, Celâli Hakkı için O sizi muhakkak kıyamet gününe toplayacak, onda şüphe yok, Allah’dan daha doğru sözlü kim olabilir?

اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۚ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَىٰ يَوْمِ الْقِيَامَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ ۗ وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ اللَّهِ حَدِيثًا

88Femâ leküm fil-münâfikîne fi eteyni vellâhü erkesehüm bimâ kesebû etürîdûne en tehdû men adallallâhü vemen yüdlilillâhü felen tecide lehû sebîlâ

O halde siz neye Münafıklar hakkında iki fırka oluyorsunuz? Allah onları kazandıkları vebal yüzünden terslerine döndürdüğü halde Allah’ın sapdırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Her kimi Allah sapdırırsa artık sen ona yol bulamazsın.

۞ فَمَا لَكُمْ فِي الْمُنَافِقِينَ فِئَتَيْنِ وَاللَّهُ أَرْكَسَهُمْ بِمَا كَسَبُوا ۚ أَتُرِيدُونَ أَنْ تَهْدُوا مَنْ أَضَلَّ اللَّهُ ۖ وَمَنْ يُضْلِلِ اللَّهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ سَبِيلًا

89Veddû lev tekfürûne kemâ keferû fetekûnûne sevâ'en felâ tettahızû minhüm evliyâ'e hattâ yühâcirû fî sebîlillâhi fe in tevellev fehuzûhüm vektülûhüm haysü vecedtümûhüm velâ tettahızû minhüm veliyyen velâ nasîrâ

Arzu ettiler ki kendilerinin küfre sapdıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız, onun için onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin, yok aldırmazlarsa o vakit bulduğunuz yerde kendilerini tutun ve öldürün, ve onlardan ne bir dost ne de bir yardımcı edinmeyin.

وَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا فَتَكُونُونَ سَوَاءً ۖ فَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ أَوْلِيَاءَ حَتَّىٰ يُهَاجِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ ۚ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ ۖ وَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا

90İllellezîne yasılûne ilâ kavmin beyneküm vebeynehüm mîsâkun ev câ'ûküm hasırat sudûruhüm en yükâtilûküm ev yükâtilû kavmehüm velev şâ'allâhü lesellatahüm aleyküm felakâtelûküm fe ini'tezelûküm felem yükâtilûküm ve elkav ileykümüs-seleme femâ cealallâhü leküm aleyhim sebîlâ

Ancak şöylelerine dokunmayın ki sizinle aralarında misak olan bir kavme vasıl olmuş bulunurlar, yahud ne size harb etmeği ne de kendi kavmlerine harb etmeği havsalarına sığdıramıyarak size gelmişlerdir, eğer Allah dilese idi bunları üzerinize musallat kılardı da sizinle harb ederlerdi, o halde sizi bırakıp bir tarafa çekildikleri ve sizinle harb etmeyip sulha yattıkları takdirde de Allah aleyhlerinde size bir yol vermemiştir.

إِلَّا الَّذِينَ يَصِلُونَ إِلَىٰ قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مِيثَاقٌ أَوْ جَاءُوكُمْ حَصِرَتْ صُدُورُهُمْ أَنْ يُقَاتِلُوكُمْ أَوْ يُقَاتِلُوا قَوْمَهُمْ ۚ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَسَلَّطَهُمْ عَلَيْكُمْ فَلَقَاتَلُوكُمْ ۚ فَإِنِ اعْتَزَلُوكُمْ فَلَمْ يُقَاتِلُوكُمْ وَأَلْقَوْا إِلَيْكُمُ السَّلَمَ فَمَا جَعَلَ اللَّهُ لَكُمْ عَلَيْهِمْ سَبِيلًا

91Setecidûne âharîne yürîdûne en ye'menûküm veye'menû kavmehüm külle mâ ruddû ilel-fitneti urkisû fîhâ fe in lem ya'tezilûküm veyülkû ileykümüs-seleme veyeküffû eydiyehüm fehuzûhüm vektülûhüm haysü sakıftümûhüm ve ûlâ'iküm cealnâ leküm aleyhim sültânen mübînâ

Diğer bir takımlarını bulacaksınız ki hem sizden emin olmak hem de kavmlerinden emin kalmak isterler, fitneye sevkedildikçe de döner döner içine atılırlar, eğer bunlar sizden çekinmezler ve sulha yatıb taarruzdan ellerini çekmezlerse kendilerini bulduğunuz yerde yakalayın ve öldürün, işte bunlar aleyhinde size açık bir ferman verdik.

سَتَجِدُونَ آخَرِينَ يُرِيدُونَ أَنْ يَأْمَنُوكُمْ وَيَأْمَنُوا قَوْمَهُمْ كُلَّ مَا رُدُّوا إِلَى الْفِتْنَةِ أُرْكِسُوا فِيهَا ۚ فَإِنْ لَمْ يَعْتَزِلُوكُمْ وَيُلْقُوا إِلَيْكُمُ السَّلَمَ وَيَكُفُّوا أَيْدِيَهُمْ فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ ۚ وَأُولَٰئِكُمْ جَعَلْنَا لَكُمْ عَلَيْهِمْ سُلْطَانًا مُبِينًا

92Vemâ kâne limü'minin en yaktüle mü'minen illâ hata'en vemen katele mü'minen hata'en fetehrîru rakabetin mü'minetin vediyetün müsellemetün ilâ ehlihî illâ en yassaddakû fe in kâne min kavmin adüvvin leküm vehüve mü'minün fetehrîru rakabetin mü'minetin ve in kâne min kavmin beyneküm vebeynehüm mîsâkun fediyetün müsellemetün ilâ ehlihî vetehrîru rakabetin mü'minetin femen lem yecid fesıyâmü şehrayni mütetâbiayni tevbeten minallâhi vekânallâhü alîmen hakîmâ

Bir mü'minin bir mü'mini öldürmesi olamaz meğerki hatâ ola ve kim bir mü'mini hatârâ öldürürse mü'min bir esir azad etmesi ve ölenin vârislerine teslim edilecek bir diyet vermesi lâzım gelir, meğer ki vârisler tasadduk edeler, eğer öldürülen kendi mü'min olmakla beraber size düşman bir kavmden ise o zaman öldürenin bir esir azad etmesi lâzım gelir, ve eğer kendileriyle aranızda bir misak bulunan bir kavmden ise o zaman vârislerine teslim edilecek bir diyet vermek ve mü'min bir esir azad etmek lâzım gelir, bunlara gücü yetmiyen de Allah tarafından tevbesinin kabulü için ardı ardına iki ay oruç tutmak lâzım gelir, Allah Alim, Hakim bulunuyor.

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ أَنْ يَقْتُلَ مُؤْمِنًا إِلَّا خَطَأً ۚ وَمَنْ قَتَلَ مُؤْمِنًا خَطَأً فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ إِلَىٰ أَهْلِهِ إِلَّا أَنْ يَصَّدَّقُوا ۚ فَإِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ عَدُوٍّ لَكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ ۖ وَإِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مِيثَاقٌ فَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ إِلَىٰ أَهْلِهِ وَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ ۖ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ تَوْبَةً مِنَ اللَّهِ ۗ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

93Vemen yaktül mü'minen müteammiden fecezâ'uhû cehennemü hâliden fîhâ veğadıballâhü aleyhi veleanehû ve eadde lehû azâben azîmâ

Her kim de bir mü'mini müteammiden öldürürse artık onun cezası cehennemde hulûddur, Allah ona gadab etmiş. Lânet etmiş azîm bir azab hazırlamıştır.

وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا فِيهَا وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظِيمًا

94Yâ eyyühellezîne âmenû izâ darabtüm fî sebîlillâhi fetebeyyenû velâ takûlû limen elkâ ileykümüs-selâme leste mü'minen tebtağûne aradal-hayâtid-dünyâ feindallâhi mağânimü kesîratün kezâlike küntüm min kablü femennallâhü aleyküm fetebeyyenû innallâhe kâne bimâ ta'melûne habîrâ

Ey o bütün iman edenler! Allah yolunda adım attığınız vakit iyi anlayın dinleyin size İslâm selâmı veren kimseye -Dünya hayatının geçici metaına göz dikerek- sen mü'min değilsin demeyin, Allah yanında çok ganimetler var, önce siz de öyle idiniz, Allah kerem buyurdu da sizleri iman ile tanıttı onun için iyi anlayın dinleyin, muhakkak ki Allah ne yaparasanız habîr bulunuyor.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا ضَرَبْتُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَتَبَيَّنُوا وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ أَلْقَىٰ إِلَيْكُمُ السَّلَامَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللَّهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةٌ ۚ كَذَٰلِكَ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلُ فَمَنَّ اللَّهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُوا ۚ إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا

95Lâ yestevil-kâidûne minel-mü'minîne ğayru ûlid-darari vel-mücâhidûne fî sebîlillâhi bi-emvâlihim ve enfüsihim feddalallâhül-mücâhidîne bi-emvâlihim ve enfüsihim alel-kâidîne deraceten veküllen veadallâhül-husnâ vefaddalallâhül-mücâhidîne alel-kâidîne ecran azîmâ

Mü'minlerden özür sahibi olmaksızın oturanlar ve Allah yolunda mallariyle, canlariyle cihad edenler müsavi olamazlar, Allah, mallariyle ve canlariyle mücahid olanları oturanların derece itibariyle üzerine geçirdi, gerçi Allah ikisine de husnayi (cenneti) vad buyurmuştur, bununla beraber Allah mücahidlere oturanların fevkinde azîm bir ecir ihsan etmiştir.

لَا يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُولِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ ۚ فَضَّلَ اللَّهُ الْمُجَاهِدِينَ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدِينَ دَرَجَةً ۚ وَكُلًّا وَعَدَ اللَّهُ الْحُسْنَىٰ ۚ وَفَضَّلَ اللَّهُ الْمُجَاهِدِينَ عَلَى الْقَاعِدِينَ أَجْرًا عَظِيمًا

96Deracâtin minhü vemağfiraten verahmeten vekânallâhü ğafûran rahîmâ

Tarafından derece derece rütbeler, ve bir mağfiret ve rahmet. Öyleya; Allah bir Gafur, Rahim bulunuyor.

دَرَجَاتٍ مِنْهُ وَمَغْفِرَةً وَرَحْمَةً ۚ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا

97İnnellezîne teveffâhümül-melâ'iketü zâlimî enfüsihim kâlû fîme küntüm kâlû künnâ müstad'afîne fil-erdı kâlû elem tekün erdullâhi vâsiaten fetühâcirû fîhâ fe ûlâ'ike me'vâhüm cehennemü vesâ'et masîrâ

O kimseler ki nefislerine zulmetmekdelerken melekler canlarını aldılar, "ne işde idiniz" dediler, "biz dediler: Bu arzda zebun idik", "ya, dediler: Allah’ın arzı geniş değil mi idi oraya hicret etsenizdi ya?" İşte bunların me'vaları cehennemdir, ona gidiş de ne fena şeydir.

إِنَّ الَّذِينَ تَوَفَّاهُمُ الْمَلَائِكَةُ ظَالِمِي أَنْفُسِهِمْ قَالُوا فِيمَ كُنْتُمْ ۖ قَالُوا كُنَّا مُسْتَضْعَفِينَ فِي الْأَرْضِ ۚ قَالُوا أَلَمْ تَكُنْ أَرْضُ اللَّهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُوا فِيهَا ۚ فَأُولَٰئِكَ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ ۖ وَسَاءَتْ مَصِيرًا

98İllel-müstad'afîne miner-ricâli ven-nisâ'i vel-vildâni lâ yestatîûne hîleten velâ yehtedûne sebîlâ

Ancak hakikaten zebun olanlar: Hiç bir çareye gücü yetmiyen ve hicret için yol bulamayan erkekler, kadın, çocuklar müstesna.

إِلَّا الْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ لَا يَسْتَطِيعُونَ حِيلَةً وَلَا يَهْتَدُونَ سَبِيلًا

99Fe ûlâ'ike asallâhü en ya'füve anhüm vekânallâhü afüvven ğafûrâ

Çünkü bunlardan Allah’ın o günahı afiv buyurması memuldür, Allah afvi çok bir Gafur bulunuyor.

فَأُولَٰئِكَ عَسَى اللَّهُ أَنْ يَعْفُوَ عَنْهُمْ ۚ وَكَانَ اللَّهُ عَفُوًّا غَفُورًا

100Vemen yühâcir fî sebîlillâhi yecid fil-erdı mürâğamen kesîran veseaten vemen yahruc min beytihî mühâciran ilallâhi verasûlihî sümme yüdrikhül-mevtü fekad vekaa ecruhû alallâhi vekânallâhü ğafûran rahîmâ

Her kim Allah yolunda hicret ederse yer yüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de bulur ve her kim Allah’a ve Peygamber’e hicret kasdiyle evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse muhakkak ki onun ecri Allah’a düşer, Allah bir Gafur, Rahim bulunuyor.

۞ وَمَنْ يُهَاجِرْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ يَجِدْ فِي الْأَرْضِ مُرَاغَمًا كَثِيرًا وَسَعَةً ۚ وَمَنْ يَخْرُجْ مِنْ بَيْتِهِ مُهَاجِرًا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ أَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ ۗ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا

101Ve izâ darabtüm fil-erdı feleyse aleyküm cünâhun en taksurû minas-salâti in hıftüm en yeftinekümüllezîne keferû innel-kâfirîne kânû leküm adüvven mübînâ

Sefer ettiğiniz vakit o küfredenlerin size bir fenalık yapmalarından korkuyorsanız namazdan kısmanız artık size bir günah olmaz muhakkak ki kâfirler size açık bir düşman bulunuyorlar.

وَإِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الْأَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلَاةِ إِنْ خِفْتُمْ أَنْ يَفْتِنَكُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا ۚ إِنَّ الْكَافِرِينَ كَانُوا لَكُمْ عَدُوًّا مُبِينًا

102Ve izâ künte fîhim fe akamte lehümüs-salâte feltakum tâ'ifetün minhüm meake velye'huzû eslihatehüm fe izâ secedû felyekûnû min verâ'iküm velte'ti tâ'ifetün uhrâ lem yüsallû felyüsallû meake velye'huzû hizrahüm ve eslihatehüm veddellezîne keferû lev tağfülûne an eslihatiküm ve emtiatiküm feyemîlûne aleyküm meyleten vâhideten velâ cünâha aleyküm in kâne biküm ezen min matarin ev küntüm merdâ en tadaû eslihateküm vehuzû hizraküm innallâhe eadde lilkâfirîne azâben mühînâ

Ve o vakit sen içlerinde olup da onlara namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun, silâhlarını da yanlarına alsınlar, bunlar secdeye vardıklarında diğer kısım arkanızda beklesinler, sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar ve silâhlarını yanlarına alsınlar, kâfirler arzu ederler ki silâhlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil bulunsanız da size birdenbire bir basgın bassalar, eğer yağan yağmurdan bir eziyyet varsa veya hasta iseniz silâhları bırakmanızda beis yoktur, bununla beraber ihtiyatı elden bırakmayın çünkü Allah kâfirler için mühiyn bir azab hazırlamıştır.

وَإِذَا كُنْتَ فِيهِمْ فَأَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلَاةَ فَلْتَقُمْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ مَعَكَ وَلْيَأْخُذُوا أَسْلِحَتَهُمْ فَإِذَا سَجَدُوا فَلْيَكُونُوا مِنْ وَرَائِكُمْ وَلْتَأْتِ طَائِفَةٌ أُخْرَىٰ لَمْ يُصَلُّوا فَلْيُصَلُّوا مَعَكَ وَلْيَأْخُذُوا حِذْرَهُمْ وَأَسْلِحَتَهُمْ ۗ وَدَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ أَسْلِحَتِكُمْ وَأَمْتِعَتِكُمْ فَيَمِيلُونَ عَلَيْكُمْ مَيْلَةً وَاحِدَةً ۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِنْ كَانَ بِكُمْ أَذًى مِنْ مَطَرٍ أَوْ كُنْتُمْ مَرْضَىٰ أَنْ تَضَعُوا أَسْلِحَتَكُمْ ۖ وَخُذُوا حِذْرَكُمْ ۗ إِنَّ اللَّهَ أَعَدَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُهِينًا

103Fe izâ kadaytümüs-salâte fezkürullâhe kıyâmen vekuûden vealâ cünûbiküm fe izetme'nentüm fe akîmüs-salâte innas-salâte kânet alel-mü'minîne kitâben mevkûtâ

O korkulu zamanda namazı kıldınız mı gerek ayakta ve gerek otururken ve gerek yanlarınız üzerinde hep Allah’ı zikredin, derken korkudan itminan buldunuz mu o vakit namazı tam erkâniyle eda edin çünkü namaz mü'minler üzerine muayyen vakitlerle yazılı bir farz bulunuyor.

فَإِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلَاةَ فَاذْكُرُوا اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَىٰ جُنُوبِكُمْ ۚ فَإِذَا اطْمَأْنَنْتُمْ فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ ۚ إِنَّ الصَّلَاةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا

104Velâ tehinû fibtiğâ'il-kavmi in tekûnû te'lemûne fe innehüm ye'lemûne kemâ te'lemûne vetercûne minallâhi mâ lâ yercûne vekânallâhü alîmen hakîmâ

Düşmanınız olan kavmî takib etmekte za'f göstermeyin, eğer siz elemleniyorsanız şüphe yok ki sizin elemlendiğiniz gibi onlar da elemleniyorlardır, kaldı ki siz Allah’dan onların ümid edemiyecekleri şeyler umuyorsunuz Allah da Alim, Hakim bulunuyor.

وَلَا تَهِنُوا فِي ابْتِغَاءِ الْقَوْمِ ۖ إِنْ تَكُونُوا تَأْلَمُونَ فَإِنَّهُمْ يَأْلَمُونَ كَمَا تَأْلَمُونَ ۖ وَتَرْجُونَ مِنَ اللَّهِ مَا لَا يَرْجُونَ ۗ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

105İnnâ enzelnâ ileykel-kitâbe bil-hakkı litehküme beynen-nâsi bimâ erâkallâhü velâ tekün lilhâ'inîne hasîmâ

Elhak biz sana bihakkın kitap indirdik ki insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği vechile hukm edesin; hâinlere müdafaa vekili olma.

إِنَّا أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا أَرَاكَ اللَّهُ ۚ وَلَا تَكُنْ لِلْخَائِنِينَ خَصِيمًا

106Vestağfirillâhe innallâhe kâne ğafûran rahîmâ

Ve Allah’a istiğfar eyle, çünkü Allah Gafur, Rahim bulunuyor.

وَاسْتَغْفِرِ اللَّهَ ۖ إِنَّ اللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا

107Velâ tücâdil anillezîne yahtânûne enfüsehüm innallâhe lâ yühibbü men kâne havvânen esîmâ

Nefislerine hıyânet edip duranlar tarafından mücâdeleye kalkışma, çünkü Allah vebal yüklenen, hıyanetkâr olan kimseleri sevmez.

وَلَا تُجَادِلْ عَنِ الَّذِينَ يَخْتَانُونَ أَنْفُسَهُمْ ۚ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ خَوَّانًا أَثِيمًا

108Yestahfûne minen-nâsi velâ yestahfûne minallâhi vehüve meahüm iz yübeyyitûne mâ lâ yerdâ minel-kavli vekânallâhü bimâ ya'melûne mühîtâ

İnsanlardan gizlemeğe çalışırlar da Allah’dan gizlemeği düşünmezler, halbuki onun razı olmıyacağı tezviratı tertip ederlerken o yanı başlarında, hem Allah her ne yaparlarsa muhît bulunuyor.

يَسْتَخْفُونَ مِنَ النَّاسِ وَلَا يَسْتَخْفُونَ مِنَ اللَّهِ وَهُوَ مَعَهُمْ إِذْ يُبَيِّتُونَ مَا لَا يَرْضَىٰ مِنَ الْقَوْلِ ۚ وَكَانَ اللَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطًا

109Hâ entüm hâ'ulâ'i câdeltüm anhüm fil-hayâtid-dünyâ femen yücâdilüllâhe anhüm yevmel-kıyâmeti em men yekûnü aleyhim vekîlâ

Haydi siz öyle yapdınız: bu Dünya hayatta tuttunuz taraflarından kim mücadele edecek? Veya üzerlerine kim vekil olacak?

هَا أَنْتُمْ هَٰؤُلَاءِ جَادَلْتُمْ عَنْهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فَمَنْ يُجَادِلُ اللَّهَ عَنْهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَمْ مَنْ يَكُونُ عَلَيْهِمْ وَكِيلًا

110Vemen ya'mel sû'en ev yazlim nefsehû sümme yestağfirillâhe yecidillâhe ğafûran rahîmâ

Halbuki kim bir kötülük yapar veya nefsine zulm eder de sonra Allah’ın mağfiretine sığınırsa Allah’ı bir Gafur, Rahim bulur.

وَمَنْ يَعْمَلْ سُوءًا أَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ اللَّهَ يَجِدِ اللَّهَ غَفُورًا رَحِيمًا

111Vemen yeksib ismen fe innemâ yeksibühû alâ nefsihî vekânallâhü alîmen hakîmâ

Maamafih kim bir vebal kazanırsa onu sırf kendi aleyhine kazanır, Allah Alim, Hakim de bulunuyor.

وَمَنْ يَكْسِبْ إِثْمًا فَإِنَّمَا يَكْسِبُهُ عَلَىٰ نَفْسِهِ ۚ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

112Vemen yeksib hatî'eten ev ismen sümme yermi bihî berî'en fekadihtemele bühtânen ve ismen mübînâ

Her kim de bir cinayet veya bir vebal kazanır da sonra onu bir bîgünahın üzerine atarsa şüphesiz bir bühtan ve açık bir vebal daha yüklenmiş olur.

وَمَنْ يَكْسِبْ خَطِيئَةً أَوْ إِثْمًا ثُمَّ يَرْمِ بِهِ بَرِيئًا فَقَدِ احْتَمَلَ بُهْتَانًا وَإِثْمًا مُبِينًا

113Velevlâ fedlüllâhi aleyke verahmetühû lehemmet tâ'ifetün minhüm en yüdıllûke vemâ yüdıllûne illâ enfüsehüm vemâ yadurrûneke min şey'in ve enzelallâhü aleykel-kitâbe vel-hikmete veallemeke mâ lem tekün ta'lemü vekâne fedlüllâhi aleyke azîmâ

Allah’ın fazl-ü rahmeti üzerinde olmasaydı onlardan bir taife seni bile hükümde haktan şaşırtmayı kurmuşlardı, maamafih onlar yalnız kendilerini şaşırırlar, sana hiç bir zarar edemezler, nasıl edebilirler ki Allah sana kitap ve hikmet indirmekte ve bilmediklerini sana bildirmektedir, hem Allah’ın senin üzerinde fazlı çok büyük bulunuyor.

وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُ لَهَمَّتْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ أَنْ يُضِلُّوكَ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ ۖ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِنْ شَيْءٍ ۚ وَأَنْزَلَ اللَّهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُ ۚ وَكَانَ فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكَ عَظِيمًا

114Lâ hayra fî kesîrin min necvâhüm illâ men emera bisadakatin ev ma'rûfin ev ıslâhin beynen-nâsi vemen yef'al zâlikebtiğâ'e merdâtillâhi fesevfe nü'tîhi ecran azîmâ

Onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur, ancak sadaka vermeyi veya bir maruf işlemeyi veya insanların arasını düzeltmeyi emreden başka, ve her kim bunu Allah’ın rızasını arayarak yaparsa yarın biz ona büyük bir ecir vereceğiz.

۞ لَا خَيْرَ فِي كَثِيرٍ مِنْ نَجْوَاهُمْ إِلَّا مَنْ أَمَرَ بِصَدَقَةٍ أَوْ مَعْرُوفٍ أَوْ إِصْلَاحٍ بَيْنَ النَّاسِ ۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَٰلِكَ ابْتِغَاءَ مَرْضَاتِ اللَّهِ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا

115Vemen yüşâkıkır-rasûle min ba'di mâ tebeyyene lehül-hüdâ veyettebi' ğayra sebîlil-mü'minîne nüvellihi mâ tevellâ venüslihî cehenneme vesâ'et masîrâ

Her kim de kendisine hak tebeyyün ettikten sonra Peygamber’e muhalefette bulunur ve mü'minler yolunun gayrısına giderse biz onu gittiğine bırakırız ve kendisine cehennemi boylatırız ki o ne fena gidişdir.

وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدَىٰ وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ الْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلَّىٰ وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ ۖ وَسَاءَتْ مَصِيرًا

116İnnallâhe lâ yağfiru en yüşrake bihî veyağfiru mâ dûne zâlike limen yeşâ'u vemen yüşrik billâhi fekad dalle dalâlen beîdâ

Doğrusu Allah kendine şirk koşulmasını mağfiret buyurmaz, ondan berisini ise dilediğine mağfiret buyurur, kim de Allah’a şirk koşarsa hakıkatte pek uzak bir dalâle sapmıştır.

إِنَّ اللَّهَ لَا يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَٰلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ ۚ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعِيدًا

117İn yed'ûne min dûnihî illâ inâsen ve in yed'ûne illâ şeytânen merîdâ

Onu bırakıp da sade dişilere tapıyorlar, ve sade yalâbık bir Şeytana tapıyorlar.

إِنْ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ إِلَّا إِنَاثًا وَإِنْ يَدْعُونَ إِلَّا شَيْطَانًا مَرِيدًا

118Leanehüllâhü vekâle le-ettahızenne min ibâdike nasîben mefrûdâ

Ki Allah onu lanetledi, o da şöyle dedi: Celâlin Hakkı için kullarından bir mukadder pay alacağım.

لَعَنَهُ اللَّهُ ۘ وَقَالَ لَأَتَّخِذَنَّ مِنْ عِبَادِكَ نَصِيبًا مَفْرُوضًا

119Vele'udıllennehüm vele'umenniyennehüm vele'âmürannehüm feleyübettikünne âzânel-en'âmi vele'âmürannehüm feleyüğayyirunne halkallâhi vemen yettahıziş-şeytâne veliyyen min dûnillâhi fekad hasira husrânen mübînâ

Ve lâbüd onları sapıtacağım, ve her halde onları ümniyyelere düşürüp olmayacak kuruntularla aldatacağım, ve lâbüd onlara emr edeceğim de hayvanların kulaklarını dilecekler ve lâbüd onlara emredeceğim de Allah’ın halkını tağyir edecekler, ve her kim Allah’ı bırakıp Şeytanı veliyy ittihaz ederse şüphesiz açıktan açığa husrana düşmüştür.

وَلَأُضِلَّنَّهُمْ وَلَأُمَنِّيَنَّهُمْ وَلَآمُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ آذَانَ الْأَنْعَامِ وَلَآمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللَّهِ ۚ وَمَنْ يَتَّخِذِ الشَّيْطَانَ وَلِيًّا مِنْ دُونِ اللَّهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَانًا مُبِينًا

120Yeidühüm veyümennîhim vemâ yeidühümüş-şeytânü illâ ğurûrâ

O, onlar va'd verir, ümniyyelere ümidlere düşürür fakat Şeytan onlara kuru bir aldatmadan başka ne va'd eder?

يَعِدُهُمْ وَيُمَنِّيهِمْ ۖ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلَّا غُرُورًا

121Ûlâ'ike me'vâhüm cehennemü velâ yecidûne anhâ mehîsâ

İşte onların varacakları yer cehennemdir, ve ondan halâsa hiç bir çare bulamıyacaklardır, iman edip de iyi iyi işler yapan kimselere gelince yarın onları altından ırmaklar akar cennetlere koyacağız, ebediyyen onlar da kalacaklar.

أُولَٰئِكَ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَلَا يَجِدُونَ عَنْهَا مَحِيصًا

122Vellezîne âmenû veamilüs-sâlihâti senüdhılühüm cennâtin tecrî min tehtihel-enhâru hâlidîne fîhâ ebeden va'dallâhi hakkan vemen asdaku minallâhi kîlâ

Hakka Allah va'di, Allah’dan daha doğru sözlü kim olabilir?

وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ۖ وَعْدَ اللَّهِ حَقًّا ۚ وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ اللَّهِ قِيلًا

123Leyse bi-emâniyyiküm velâ emâniyyi ehlil-kitâbi men ya'mel sû'en yücze bihî velâ yecid lehû min dûnillâhi veliyyen velâ nasîrâ

O, sizin kuruntularınızla da değil, Ehl-i Kitâb’ın kuruntulariyle de değil, kim bir kötülük yaparsa onunla cezalanır ve Allah’dan beride ne bir veliy bulabilir ne de bir nasîr.

لَيْسَ بِأَمَانِيِّكُمْ وَلَا أَمَانِيِّ أَهْلِ الْكِتَابِ ۗ مَنْ يَعْمَلْ سُوءًا يُجْزَ بِهِ وَلَا يَجِدْ لَهُ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا

124Vemen ya'mel minas-sâlihâti min zekerin ev unsâ vehüve mü'minün fe ûlâ'ike yedhulûnel-cennete velâ yüzlemûne nakîrâ

Gerek erkeklerden gerek dişi her hangi bir gişi de mü'min olarak iyi işlerden bir iş tutarsa işte böyleler cennete girerler ve zerrece hakları yenmez.

وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ مِنْ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَىٰ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُولَٰئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ نَقِيرًا

125Vemen ehsenü dînen mimmen esleme vechehû lillâhi vehüve mühsinün vettebea millete ibrâhîme hanîfen vettahazallâhü ibrâhîme halîlâ

Hem kimdir o kimseden daha güzel dinli ki özü muhsin olarak yüzünü tertemiz İslâm ile Allah’a tutmuş ve hanîf (sâde hakka boyun eğer muvahhid müslim) olarak İbrahim milletine uymuştur, Allah ki İbrahimi halil edindi.

وَمَنْ أَحْسَنُ دِينًا مِمَّنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَاتَّبَعَ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا ۗ وَاتَّخَذَ اللَّهُ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلًا

126Velillâhi mâ fis-semâvâti vemâ fil-erdı vekânallâhü bikülli şey'in mühîtâ

Halbukî göklerdeki ve yerdeki hep Allah’ın’dır ve Allah her şeyi muhît bulunuyor.

وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۚ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُحِيطًا

127Veyesteftûneke fin-nisâ'i kulillâhü yüftîküm fîhinne vemâ yütlâ aleyküm fil-kitâbi fî yetâmen-nisâ'il-lâtî lâ tü'tûnehünne mâ kütibe lehünne veterğabûne en tenkihûhünne vel-müstad'afîne minel-vildâni ve en takûmû lilyetâmâ bil-kıstı vemâ tef'alû min hayrin fe innallâhe kâne bihî alîmâ

Bir de senden kadınlar hakkında fetvâ istiyorlar, de ki onlar hakkındaki fetvâyi size Allah veriyor: Yazılmış hakları olan mirası kendilerine vermediğiniz ve nikâhlamayı istemediğiniz öksüz kızlar hakkında,ve mağdur çocuklar hakkında, ve etimlere insaf ile bakmanız hakkında kitabda yüzünüze karşı okunup duran âyetler var, daha da hayra dâir ne yaparsanız şüphe yok ki Allah ona da Alim bulunuyor.

وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاءِ ۖ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِيهِنَّ وَمَا يُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ فِي يَتَامَى النِّسَاءِ اللَّاتِي لَا تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ أَنْ تَنْكِحُوهُنَّ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الْوِلْدَانِ وَأَنْ تَقُومُوا لِلْيَتَامَىٰ بِالْقِسْطِ ۚ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ بِهِ عَلِيمًا

128Ve inimra'etün hâfet min ba'lihâ nüşûzen ev i'râdan felâ cünâha aleyhimâ en yüslihâ beynehümâ sulhan ves-sulhu hayrun ve uhdıratil-enfüsüş-şühha ve in tühsinû vetettakû fe innallâhe kâne bimâ ta'melûne habîrâ

Ve eğer bir kadın kocasının serkeşliğinden veya yüz çevirmesinden endişe ediyorsa bir sulh ile aralarını düzeltmelerinde kendilerine bir günâh yoktur, sulh hep hayırdır, nefislerse kıskançlığa hazırlana gelmiştir, eğer arayı düzeltir ve geçimsizlikten sakınırsanız şüphe yok ki Allah her ne yaparsanız habîr bulunuyor.

وَإِنِ امْرَأَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزًا أَوْ إِعْرَاضًا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا أَنْ يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحًا ۚ وَالصُّلْحُ خَيْرٌ ۗ وَأُحْضِرَتِ الْأَنْفُسُ الشُّحَّ ۚ وَإِنْ تُحْسِنُوا وَتَتَّقُوا فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا

129Velen testatîû en ta'dilû beynen-nisâ'i velev harastüm felâ temîlû küllel-meyli fetezerûhâ kel-müallakati ve in tüslihû vetettakû fe innallâhe kâne ğafûran rahîmâ

Kadınlarınız arasında her veçhile âdil davranmaya ne kadar hırs besleseniz yine muktedir olamazsınız, bâri büsbütün meyledip de ötekini askıda kalmış gibi bırakmayın, ve eğer arayi düzeltir ve haksızlıktan korunursanız şüphe yokki Allah Gafur, Rahim bulunuyor.

وَلَنْ تَسْتَطِيعُوا أَنْ تَعْدِلُوا بَيْنَ النِّسَاءِ وَلَوْ حَرَصْتُمْ ۖ فَلَا تَمِيلُوا كُلَّ الْمَيْلِ فَتَذَرُوهَا كَالْمُعَلَّقَةِ ۚ وَإِنْ تُصْلِحُوا وَتَتَّقُوا فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا

130Ve in yeteferrakâ yüğnillâhü küllen min seatihî vekânallâhü vâsian hakîmâ

Yok eğer ayrılırlarsa Allah kudretiyle her birini diğerinden müstağni kılar, Allah kudreti geniş bir Hakim bulunuyor.

وَإِنْ يَتَفَرَّقَا يُغْنِ اللَّهُ كُلًّا مِنْ سَعَتِهِ ۚ وَكَانَ اللَّهُ وَاسِعًا حَكِيمًا

131Velillâhi mâ fis-semâvâti vemâ fil-erdı velakad vessaynellezîne ûtül-kitâbe min kabliküm ve iyyâküm enittakullâhe ve in tekfürû fe inne lillâhi mâ fis-semâvâti vemâ fil-erdı vekânallâhü ğaniyyen hamîdâ

Allah’ın’dır bütün göklerdeki, yerdeki, Celalim Hakkı için sizden evvel kitap verilenlere de tavsiye ettik size de ki Allah’dan korkun, ve eğer tanımamazlık ederseniz haberiniz olsun ki Allah’ın’dır bütün Göklerdeki ve Yerdeki, ve Allah bir ganiy, hamîd bulunuyor.

وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۗ وَلَقَدْ وَصَّيْنَا الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَإِيَّاكُمْ أَنِ اتَّقُوا اللَّهَ ۚ وَإِنْ تَكْفُرُوا فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۚ وَكَانَ اللَّهُ غَنِيًّا حَمِيدًا

132Velillâhi mâ fis-semâvâti vemâ fil-erdı vekefâ billâhi vekîlâ

Allah’ın’dır bütün göklerdeki, yerdeki; dayanılacak (vekil) de Allah yeter.

وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۚ وَكَفَىٰ بِاللَّهِ وَكِيلًا

133İn yeşe' yüzhibküm eyyühen-nâsü veye'ti bi'âharîne vekânallâhü alâ zâlike kadîrâ

Dilerse sizleri giderir de ey insanlar! Başkalarını getirir, Allah ona da kadîr bulunuyor.

إِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ أَيُّهَا النَّاسُ وَيَأْتِ بِآخَرِينَ ۚ وَكَانَ اللَّهُ عَلَىٰ ذَٰلِكَ قَدِيرًا

134Men kâne yürîdü sevâbed-dünyâ feindallâhi sevâbüd-dünyâ vel-âhırati vekânallâhü semîan basîrâ

Kim Dünya sevabı istiyorsa bilsin ki Dünya sevabı da Ahiret sevabı da Allah’ın yanındadır, ve Allah bir semî' basîr bulunuyor.

مَنْ كَانَ يُرِيدُ ثَوَابَ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللَّهِ ثَوَابُ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ ۚ وَكَانَ اللَّهُ سَمِيعًا بَصِيرًا

135Yâ eyyühellezîne âmenû kûnû kavvâmîne bil-kıstı şühedâ'e lillâhi velev alâ enfüsiküm evil-vâlideyni vel-akrabîne in yekün ğaniyyen ev fekîran fellâhü evlâ bihimâ felâ tettebiul-hevâ en ta'dilû ve in telvû ev tü'ridû fe innallâhe kâne bimâ ta'melûne habîrâ

Ey o bütün iman edenler! Hakkaniyyetle durup adaleti yerine getirmeğe uğraşır hâkimler, Allah için şahidler olunuz, gerekse nefislerinizin, veya ebeveyninizin veya en yakınlarınızın aleyhine olsun, gerek zengin ve gerek fakır bulunsun, çünkü Allah ikisinden de akdemdir, onun için haktan udul edip de nefsin arzusuna tabi' olmayın ve eğer dilinizi eğer veya çekinirseniz şüphe yok ki Allah her ne yaparsanız habîr bulunur.

۞ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاءَ لِلَّهِ وَلَوْ عَلَىٰ أَنْفُسِكُمْ أَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْأَقْرَبِينَ ۚ إِنْ يَكُنْ غَنِيًّا أَوْ فَقِيرًا فَاللَّهُ أَوْلَىٰ بِهِمَا ۖ فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوَىٰ أَنْ تَعْدِلُوا ۚ وَإِنْ تَلْوُوا أَوْ تُعْرِضُوا فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا

136Yâ eyyühellezîne âmenû âminû billâhi verasûlihî vel-kitâbillezî nezzele alâ rasûlihî vel-kitâbillezî enzele min kablü vemen yekfür billâhi vemelâ'iketihî vekütübihî verusülihî vel-yevmil-âhıri fekad dalle dalâlen beîdâ

Ey o bütün iman edenler! Allah’a ve Resulü’ne de, Resulü’ne tenzil buyurduğu kitâba da, daha evvel inzâl buyurduğu kitâba da iman getirin, her kim Allah’a ve Melekleri’ne ve kitaplarına ve Resulleri’ne ve Âhiret gününe kâfirlik ederse uzak pek uzak bir dalâl ile sapmiş, sapmış gitmiştir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا آمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلَىٰ رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي أَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ ۚ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعِيدًا

137İnnellezîne âmenû sümme keferû sümme âmenû sümme keferû sümmezdâdû küfran lem yekünillâhü liyağfira lehüm velâ liyehdiyehüm sebîlâ

Şunlarki iman ettiler, sonra tuttular küfre gittiler, sonra yine iman ettiler, sonra yine küfre gittiler, sonra da küfürde ileri gittiler Allah onları mağfiret edecek de değil, doğru bir yola çıkaracak da değildir.

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ آمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَمْ يَكُنِ اللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ سَبِيلًا

138Beşşiril-münâfikîne bi-enne lehüm azâben elîmâ

Müjdele münafıklara ki onlara elîm bir azab var.

بَشِّرِ الْمُنَافِقِينَ بِأَنَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا

139Ellezîne yettahızûnel-kâfirîne evliyâ'e min dûnil-mü'minîne eyebtağûne indehümül-izzete fe innel-izzete lillâhi cemîâ

Onlar ki mü'minleri bırakarak kâfirlerin velâyetine tutunuyorlar, izzeti onların yanında mı arıyorlar? Fakat izzet tamamile Allah’ın’dır.

الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ ۚ أَيَبْتَغُونَ عِنْدَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ الْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا

140Vekad nezzele aleyküm fil-kitâbi en izâ semi'tüm âyâtillâhi yükferu bihâ veyüstehze'u bihâ felâ tak'udû meahüm hattâ yahûdû fî hadîsin ğayrihî inneküm izen mislühüm innallâhe câmiul-münâfikîne vel-kâfirîne fî cehenneme cemîâ

O size kitabında şunu da indirmiştir: Allah’ın âyetlerini işittiniz mi hakları inkâr ediliyor ve onlarla eğleniliyor, artık o hariflerin yanlarında oturmayın tâ'ki başka bir lâkırdıya dalsınlar, çünkü o zaman siz de onlar gibisinizdir. Şüphesiz ki Allah o Münafıklarla kâfirleri cehennemde toplayacak topunu bir.

وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ آيَاتِ اللَّهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتَّىٰ يَخُوضُوا فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ ۚ إِنَّكُمْ إِذًا مِثْلُهُمْ ۗ إِنَّ اللَّهَ جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ وَالْكَافِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعًا

141Ellezîne yeterabbasûne biküm fe in kâne leküm fethun minallâhi kâlû elem nekün meaküm ve in kâne lilkâfirîne nasîbün kâlû elem nestehviz aleyküm venemna'küm minel-mü'minîne fellâhü yehkümü beyneküm yevmel-kıyâmeti velen yec'alallâhü lilkâfirîne alel-mü'minîne sebîlâ

Onla ki sizi gözetiyorlar: eğer Allah’dan size bir feth olursa "beraber değilmiydik?" diyecekler ve eğer kâfirlere bir nasîb düşerse "biz sizden üstün gelmedik mi? sizi mü'minlerden kurtarmadık mı?" diyecekler, artık kıyamet günü Allah beyninizde bir yol verecek değil.

الَّذِينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْ فَإِنْ كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِنَ اللَّهِ قَالُوا أَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْ وَإِنْ كَانَ لِلْكَافِرِينَ نَصِيبٌ قَالُوا أَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ وَنَمْنَعْكُمْ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ ۚ فَاللَّهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ۗ وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلًا

142İnnel-münâfikîne yühâdiûnallâhe vehüve hâdiuhüm ve izâ kâmû ilas-salâti kâmû küsâlâ yürâ'ûnen-nâse velâ yezkürûnallâhe illâ kalîlâ

Her halde münafıklar Allah’a hud'a yapmağa çalışırlar, Allah da hud'alarını başlarına geçirir, namaza kalktıkları vakit de üşene üşene kalkarlar, halka gösteriş yaparlar, yoksa Allah’ı pek az hatıra getirirler.

إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللَّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَإِذَا قَامُوا إِلَى الصَّلَاةِ قَامُوا كُسَالَىٰ يُرَاءُونَ النَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ اللَّهَ إِلَّا قَلِيلًا

143Müzebzebîne beyne zâlike lâ ilâ hâ'ulâ'i velâ ilâ hâ'ulâ'i vemen yüdlilillâhü felen tecide lehû sebîlâ

Arada müzebzeb bir haldedirler: ne onlara, ne onlara, her kimi de Allah şaşırtırsa artık ona sen yol bulamazsın.

مُذَبْذَبِينَ بَيْنَ ذَٰلِكَ لَا إِلَىٰ هَٰؤُلَاءِ وَلَا إِلَىٰ هَٰؤُلَاءِ ۚ وَمَنْ يُضْلِلِ اللَّهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ سَبِيلًا

144Yâ eyyühellezîne âmenû lâ tettahızül-kâfirîne evliyâ'e min dûnil-mü'minîne etürîdûne en tec'alû lillâhi aleyküm sültânen mübînâ

Ey o bütün iman edenler! mü'minleri bırakıp da kâfirleri başlarınıza geçirmeyin, ister misiniz ki Allah için aleyhinizde açık bir saltanat husule getiresiniz.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ ۚ أَتُرِيدُونَ أَنْ تَجْعَلُوا لِلَّهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا مُبِينًا

145İnnel-münâfikîne fid-derkil-esfeli minen-nâri velen tecide lehüm nasîrâ

Her halde Münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar, ihtimali yok onlara bir kurtaracak da bulamazsın.

إِنَّ الْمُنَافِقِينَ فِي الدَّرْكِ الْأَسْفَلِ مِنَ النَّارِ وَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ نَصِيرًا

146İllellezîne tâbû ve aslehû ve'tasamû billâhi ve ahlasû dînehüm lillâhi fe ûlâ'ike meal-mü'minîne vesevfe yü'tillâhül-mü'minîne ecran azîmâ

Ancak tevbe edip hallerini düzelten ve Allah’a sarılıp dinlerini Allah için hâlis kılan kimseler müstesna, çünkü bunlar mü'minlerle beraberdir, mü'minlere ise Allah azîm bir ecir verecektir.

إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا وَأَصْلَحُوا وَاعْتَصَمُوا بِاللَّهِ وَأَخْلَصُوا دِينَهُمْ لِلَّهِ فَأُولَٰئِكَ مَعَ الْمُؤْمِنِينَ ۖ وَسَوْفَ يُؤْتِ اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ أَجْرًا عَظِيمًا

147Mâ yef'alüllâhü biazâbiküm in şekertüm ve âmentüm vekânallâhü şâkiran alîmâ

Siz şükreder, iman ederseniz Allah size azabı nidecek? Halbuki Allah şükrü bilir, bir Alim bulunuyor.

مَا يَفْعَلُ اللَّهُ بِعَذَابِكُمْ إِنْ شَكَرْتُمْ وَآمَنْتُمْ ۚ وَكَانَ اللَّهُ شَاكِرًا عَلِيمًا

148Lâ yühibbüllâhül-cehra bis-sû'i minel-kavli illâ men zulime vekânallâhü semîan alîmâ

Allah fena sözün açıklanmasını sevmez, mazlûm olan başka, Allah semî', basîr bulunuyor.

۞ لَا يُحِبُّ اللَّهُ الْجَهْرَ بِالسُّوءِ مِنَ الْقَوْلِ إِلَّا مَنْ ظُلِمَ ۚ وَكَانَ اللَّهُ سَمِيعًا عَلِيمًا

149İn tübdû hayran ev tühfûhü ev ta'fû an sû'in fe innallâhe kâne afüvven kadîrâ

Bir hayrı açıklar veya gizlerseniz yâhud bir kötülüğü afvederseniz şüphe yok ki Allah afvi çok bir kadîr bulunuyor.

إِنْ تُبْدُوا خَيْرًا أَوْ تُخْفُوهُ أَوْ تَعْفُوا عَنْ سُوءٍ فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ عَفُوًّا قَدِيرًا

150İnnellezîne yekfürûne billâhi verusülihî veyürîdûne en yüferrikû beynallâhi verusülihî veyakûlûne nü'minü biba'dın venekfüru biba'dın veyürîdûne en yettahızû beyne zâlike sebîlâ

O kimseler ki ne Allah’ı tanırlar ne peygamberleri’ni, ve o kimseler ki Allah’ı tanıyıp lâkin peygamberlerini tanımayıp ayırmak isterler, ve o kimseler ki peygamberin bazısına inanırız bazısını tanımayız derler ve böyle küfr ile iman arasında bir yol tutmak isterler.

إِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ وَيُرِيدُونَ أَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللَّهِ وَرُسُلِهِ وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍ وَيُرِيدُونَ أَنْ يَتَّخِذُوا بَيْنَ ذَٰلِكَ سَبِيلًا

151Ûlâ'ike hümül-kâfirûne hakkan ve a'tednâ lilkâfirîne azâben mühînâ

İşte bunlar hakka kâfirdirler, biz de kâfirler için mühîn bir azab hazırlamışızdır.

أُولَٰئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ حَقًّا ۚ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُهِينًا

152Vellezîne âmenû billâhi verusülihî velem yüferrikû beyne ehadin minhüm ûlâ'ike sevfe yü'tîhim ucûrahüm vekânallâhü ğafûran rahîmâ

Allah’a ve peygamberlerine iman eden ve peygamberleri’nden hiç birinin arasını ayırmayan kimselere gelince işte bunların yarın kendilerine ecirlerini vereceğiz, ve Allah Gafur, Rahim bulunuyor.

وَالَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ وَلَمْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ أُولَٰئِكَ سَوْفَ يُؤْتِيهِمْ أُجُورَهُمْ ۗ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا

153Yes'elüke ehlül-kitâbi en tünezzile aleyhim kitâben mines-semâ'i fekad se'elû mûsâ ekbera min zâlike fekâlû erinallâhe cehraten fe ahazethümüs-sâikatü bizulmihim sümmettahazül-icle min ba'di mâ câ'ethümül-beyyinâtü feafevnâ an zâlike ve âteynâ mûsâ sültânen mübînâ

Ehl-i Kitâb senden üzerlerine Semâ’dan bir kitap indirivermeni istiyorlar, çok görme Musâ’ya bundan daha büyüğünü teklif ettiler, "Allah’ı bize açıktan göster" dediler de zulümlerile kendilerini yıldırım çarptı, sonra kendilerine o kadar açık mucizeler gelmişken tuttular danaya taptılar, derken biz bunlardan afvettik de Musâ’ya kahir bir saltanat verdik.

يَسْأَلُكَ أَهْلُ الْكِتَابِ أَنْ تُنَزِّلَ عَلَيْهِمْ كِتَابًا مِنَ السَّمَاءِ ۚ فَقَدْ سَأَلُوا مُوسَىٰ أَكْبَرَ مِنْ ذَٰلِكَ فَقَالُوا أَرِنَا اللَّهَ جَهْرَةً فَأَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ بِظُلْمِهِمْ ۚ ثُمَّ اتَّخَذُوا الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ فَعَفَوْنَا عَنْ ذَٰلِكَ ۚ وَآتَيْنَا مُوسَىٰ سُلْطَانًا مُبِينًا

154Verafa'nâ fevkahümüt-tûra bimîsâkıhim vekulnâ lehümüdhulül-bâbe sücceden vekulnâ lehüm lâ ta'dû fis-sebti ve ahaznâ minhüm mîsâkan ğalîzâ

Ve misaka bağlanmaları için Turu üstlerine kaldırdık da "girin secdelere kapanarak o kapıya" dedik onlara, hem "sebt günü tecavüz etmeyin" dedik de onlara kendilerinden ağır bir misak aldık.

وَرَفَعْنَا فَوْقَهُمُ الطُّورَ بِمِيثَاقِهِمْ وَقُلْنَا لَهُمُ ادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا وَقُلْنَا لَهُمْ لَا تَعْدُوا فِي السَّبْتِ وَأَخَذْنَا مِنْهُمْ مِيثَاقًا غَلِيظًا

155Febimâ nakdıhim mîsâkahüm veküfrihim bi'âyâtillâhi vekatlihimül-enbiyâ'e biğayri hakkın vekavlihim kulûbünâ ğulfün bel tabeallâhü aleyhâ biküfrihim felâ yü'minûne illâ kalîlâ

Bunun üzerine misaklarını nakzetmeleri ve Allah’ın âyâtına küfürleri ve Enbiya’yı nâhak yere katilleri ve "kalblerimiz gılıflı" demeleri sebebiyle -ki doğrusu Allah o kalblerin üzerini küfürler ile tab'etmiştir de onun için imana gelmezler meğer ki pek az.

فَبِمَا نَقْضِهِمْ مِيثَاقَهُمْ وَكُفْرِهِمْ بِآيَاتِ اللَّهِ وَقَتْلِهِمُ الْأَنْبِيَاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَقَوْلِهِمْ قُلُوبُنَا غُلْفٌ ۚ بَلْ طَبَعَ اللَّهُ عَلَيْهَا بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ إِلَّا قَلِيلًا

156Vebiküfrihim vekavlihim alâ meryeme bühtânen azîmâ

Yine küfürleri ve Meryem’e karşi azîm bir bühtan söylemeleri.

وَبِكُفْرِهِمْ وَقَوْلِهِمْ عَلَىٰ مَرْيَمَ بُهْتَانًا عَظِيمًا

157Vekavlihim innâ katelnel-mesîha îsebne meryeme rasûlallâhi vemâ katelûhü vemâ salebûhü velâkin şübbihe lehüm ve innellezînehtelefû fîhi lefî şekkin minhü mâ lehüm bihî min ilmin illettibâaz-zanni vemâ katelûhü yakînâ

Ve "biz Allah’ın Resulü Mesih İsâ ibn-i Meryem’i katlettik" demeleri sebebiyle- halbuki onu ne katlettiler ne salbettiler ve lâkin kendilerine bir benzetme yapıldı, ve filhakıka onda ihtilâf edenler bundan dolayı şekk içindedirler, ona dair bir ilimleri yoktur ancak zann ardında giderler, halbuki onu yakînen katletmediler.

وَقَوْلِهِمْ إِنَّا قَتَلْنَا الْمَسِيحَ عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللَّهِ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلَٰكِنْ شُبِّهَ لَهُمْ ۚ وَإِنَّ الَّذِينَ اخْتَلَفُوا فِيهِ لَفِي شَكٍّ مِنْهُ ۚ مَا لَهُمْ بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِلَّا اتِّبَاعَ الظَّنِّ ۚ وَمَا قَتَلُوهُ يَقِينًا

158Bel rafeahüllâhü ileyhi vekânallâhü azîzen hakîmâ

Doğrusu Allah onu kendine doğru ref'eyledi, Allah bir Aziz, Hakim bulunuyor.

بَلْ رَفَعَهُ اللَّهُ إِلَيْهِ ۚ وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا

159Ve in min ehlil-kitâbi illâ leyü'minenne bihî kable mevtihî veyevmel-kıyâmeti yekûnü aleyhim şehîdâ

Ve Ehl-i Kitâb’dan hiç biri yoktur ki celâlim hakkı için ölümünden evvel ona mutlak iman edecek olmasın, kıyamet günü de o aleyhlerine şahid olacak.

وَإِنْ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ إِلَّا لَيُؤْمِنَنَّ بِهِ قَبْلَ مَوْتِهِ ۖ وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا

160Febizulmin minellezîne hâdû harramnâ aleyhim tayyibâtin uhillet lehüm vebisaddihim an sebîlillâhi kesîrâ

Hâsılı o Yahudî olanların zalimlikleri ve bir çoklarını Allah yolundan çevirmeler.

فَبِظُلْمٍ مِنَ الَّذِينَ هَادُوا حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَاتٍ أُحِلَّتْ لَهُمْ وَبِصَدِّهِمْ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ كَثِيرًا

161Ve ahzihimür-ribâ vekad nühû anhü ve eklihim emvâlen-nâsi bil-bâtıli ve a'tednâ lilkâfirîne minhüm azâben elîmâ

Ve nehyedildikleri halde riba almaları ve halkın emvalini haksızlıkla yemeleri sebebleriledir ki evvelce onlara helâl kılınmış bir çok pâk ve hoş ni'metleri kendilerine haram ettik ve kâfir kalanlarına elîm bir azab hazırladık.

وَأَخْذِهِمُ الرِّبَا وَقَدْ نُهُوا عَنْهُ وَأَكْلِهِمْ أَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ ۚ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ مِنْهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا

162Lâkinir-râsihûne fil-ilmi minhüm vel-mü'minûne yü'minûne bimâ unzile ileyke vemâ unzile min kablike vel-mükîmînas-salâte vel-mü'tûnez-zekâte vel-mü'minûne billâhi vel-yevmil-âhıri ûlâ'ike senü'tîhim ecran azîmâ

Lâkin içlerinden ilimde rüsûhu olanlarla mü'minler senden evvel indirilenle beraber sana indirilene de iman ediyorlar, hele o namaza devam eden kullarıma bak, onlar ve zekât verenler, Allah’a ve Âhiret gününe inanan bütün mü'minler işte hep bunlara yarın azîm bir ecir vereceğiz.

لَٰكِنِ الرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ مِنْهُمْ وَالْمُؤْمِنُونَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ ۚ وَالْمُقِيمِينَ الصَّلَاةَ ۚ وَالْمُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَالْمُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ أُولَٰئِكَ سَنُؤْتِيهِمْ أَجْرًا عَظِيمًا

163İnnâ evhaynâ ileyke kemâ evhaynâ ilâ nûhin ven-nebiyyîne min ba'dihî ve evhaynâ ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka veya'kûbe vel-esbâtı veîsâ ve eyyûbe veyûnüse vehârûne vesüleymâne ve âteynâ dâvûde zebûrâ

Filhakika biz sana (ya Muhammed) öyle vahiy indirdik ki Nuha ve ondan sonra gelen bütün peygambere vahy ettiğimiz gibi: hem İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Ya'kub’a, Esbat’a, İsâ’ya, Eyyub’a, Yunüs’e, Harun’a. Süleyman’a vahy ettiğimiz em Dâvûda Zeburu verdiğimiz gibi.

۞ إِنَّا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ كَمَا أَوْحَيْنَا إِلَىٰ نُوحٍ وَالنَّبِيِّينَ مِنْ بَعْدِهِ ۚ وَأَوْحَيْنَا إِلَىٰ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالْأَسْبَاطِ وَعِيسَىٰ وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَارُونَ وَسُلَيْمَانَ ۚ وَآتَيْنَا دَاوُودَ زَبُورًا

164Verusülen kad kasasnâhüm aleyke min kablü verusülen lem naksushüm aleyke vekellemallâhü mûsâ teklîmâ

Hem gerek sana evvelce naklettiğimiz Resulleri, ve gerek nakletmediğimiz Resulleri gönderdiğimiz gibi, hem de Allah’ın Musâ’ya kelâm söylemesi gibi.

وَرُسُلًا قَدْ قَصَصْنَاهُمْ عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُ وَرُسُلًا لَمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ ۚ وَكَلَّمَ اللَّهُ مُوسَىٰ تَكْلِيمًا

165Rusülen mübeşşirîne vemünzirîne li-ellâ yekûne linnâsi alallâhi huccetün ba'der-rusüli vekânallâhü azîzen hakîmâ

Hep rahmet müjdecileri azab habercileri olarak gönderilmiş peygamberler ki artık insanlar için Allah’a karşı peygamberden sonra bir i'tizar behanesi olamasın, Allah Aziz, Hakim bulunuyor.

رُسُلًا مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللَّهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ ۚ وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا

166Lâkinillâhü yeşhedü bimâ enzele ileyke enzelehû biilmihî vel-melâ'iketü yeşhedûne vekefâ billâhi şehîdâ

Lâkin Allah bilhassa sana indirdiğiyle şehadet ediyor ki onu kendi ilmi sübhanîsiyle indirdi, melekler de şehadet ediyorlar, maa hazâ Allah’ın şâhid olması kâfidir.

لَٰكِنِ اللَّهُ يَشْهَدُ بِمَا أَنْزَلَ إِلَيْكَ ۖ أَنْزَلَهُ بِعِلْمِهِ ۖ وَالْمَلَائِكَةُ يَشْهَدُونَ ۚ وَكَفَىٰ بِاللَّهِ شَهِيدًا

167İnnellezîne keferû vesaddû an sebîlillâhi kad dallû dalâlen beîdâ

Şüphesiz ki küfredip Allah yolundan menedenler haktan sapdılar uzak sapdılar.

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ قَدْ ضَلُّوا ضَلَالًا بَعِيدًا

168İnnellezîne keferû vezalemû lem yekünillâhü liyağfira lehüm velâ liyehdiyehüm tarîkâ

Şüphesiz küfredip haksızlık edenleri Allah mağfiret edecek değil, cehennem yolundan başka bir yola çıkaracakda değil, onlar ebediyyen onda muhalled, bu da Allah’a nazaran kolay bulunuyor.

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَظَلَمُوا لَمْ يَكُنِ اللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طَرِيقًا

169İllâ tarîka cehenneme hâlidîne fîhâ ebeden vekâne zâlike alallâhi yesîrâ

Ey insanlar! hakikat size Rabbiniz’den hakk ile Resul geldi, hakkınızda hayr olmak için hemen ona iman edin ve eğer küfr edecek.

إِلَّا طَرِيقَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرًا

170Yâ eyyühen-nâsü kad câ'ekümür-rasûlü bil-hakkı min rabbiküm fe âminû hayran leküm ve in tekfürû fe inne lillâhi mâ fis-semâvâti vel-erdı vekânallâhü alîmen hakîmâ

Olursanız şüphe yok ki Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ın ve Allah Alim, Hakim bulunuyor.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَكُمُ الرَّسُولُ بِالْحَقِّ مِنْ رَبِّكُمْ فَآمِنُوا خَيْرًا لَكُمْ ۚ وَإِنْ تَكْفُرُوا فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۚ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

171Yâ ehlel-kitâbi lâ tağlû fî dîniküm velâ takûlû alallâhi illel-hakka innemel-mesîhu îsebnü meryeme rasûlüllâhi vekelimetühû elkâhâ ilâ meryeme verûhun minhü fe âminû billâhi verusülihî velâ takûlû selâsetünintehû hayran leküm innemallâhü ilâhün vâhidün sübhânehû en yekûne lehû veledün lehû mâ fis-semâvâti vemâ fil-erdı vekefâ billâhi vekîlâ

Ey Ehl-i Kitâb! dininizde gulüvvetmeyin, Allah’a karşı hakk olmıyanı söylemeyin, Mesih İsâ ibn-i Meryem sade Allah’ın Resulü ve Meryem’e ilka eylediği gelimesi ve ondan bir ruhtur, başka bir şey değil, gelin Allah’a ve Resulleri’ne iman getirin "üç" demeyin, vaz geçin hakkınızda hayırlı olur, Allah ancak bir tek ilâhtır, o sübhan bir veledi olmaktan münezzehtir, Göklerde ve yerde ne varsa onun vekil de Allah yeter.

يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ وَلَا تَقُولُوا عَلَى اللَّهِ إِلَّا الْحَقَّ ۚ إِنَّمَا الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ اللَّهِ وَكَلِمَتُهُ أَلْقَاهَا إِلَىٰ مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُ ۖ فَآمِنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ ۖ وَلَا تَقُولُوا ثَلَاثَةٌ ۚ انْتَهُوا خَيْرًا لَكُمْ ۚ إِنَّمَا اللَّهُ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ ۖ سُبْحَانَهُ أَنْ يَكُونَ لَهُ وَلَدٌ ۘ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۗ وَكَفَىٰ بِاللَّهِ وَكِيلًا

172Len yestenkifel-mesîhu en yekûne abden lillâhi velel-melâ'iketül-mükarrabûne vemen yestenkif an ibâdetihî veyestekbir feseyehşüruhüm ileyhi cemîâ

Hiç bir zaman Mesih de Allah’ın bir kulu olmaktan çekinmez, melâike-i mukarrebîn de, ve her kim ona ibadetten çekinir ve kibirlenirse bilsin ki O yarın hepsini toplayıp huzuruna haşredecek.

لَنْ يَسْتَنْكِفَ الْمَسِيحُ أَنْ يَكُونَ عَبْدًا لِلَّهِ وَلَا الْمَلَائِكَةُ الْمُقَرَّبُونَ ۚ وَمَنْ يَسْتَنْكِفْ عَنْ عِبَادَتِهِ وَيَسْتَكْبِرْ فَسَيَحْشُرُهُمْ إِلَيْهِ جَمِيعًا

173Fe emmellezîne âmenû veamilüs-sâlihâti feyüveffîhim ucûrahüm veyezîdühüm min fedlihî ve emmellezînestenkefû vestekberû feyüazzibühüm azâben elîmen velâ yecidûne lehüm min dûnillâhi veliyyen velâ nasîrâ

İşte o zaman o iman edip salâh işlemiş olanlara ecirlerini tamamile ödeyecek, hem de fazlından onlara ziyadesini verecek, amma, o kibirlerine yediremeyip çekinenleri elîm bir azab ile tazib edecek, ve Allah’a karşı kendilerine ne bir hâmi, ne de bir yardımcı bulamıyacaklar.

فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفِّيهِمْ أُجُورَهُمْ وَيَزِيدُهُمْ مِنْ فَضْلِهِ ۖ وَأَمَّا الَّذِينَ اسْتَنْكَفُوا وَاسْتَكْبَرُوا فَيُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا وَلَا يَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا

174Yâ eyyühen-nâsü kad câ'eküm bürhânün min rabbiküm ve enzelnâ ileyküm nûran mübînâ

Ey insanlar! bâkın size Rabbiniz’den bürhan geldi, size açık bir nur indirdik.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَكُمْ بُرْهَانٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَأَنْزَلْنَا إِلَيْكُمْ نُورًا مُبِينًا

175Fe emmellezîne âmenû billâhi ve'tasamû bihî feseyüdhılühüm fî rahmetin minhü vefadlin veyehdîhim ileyhi sırâtan müstakîmâ

Şimdi kimler Allah’a iman edip buna sarılırlarsa yarın onları tarafı ilâhîsinden mutlak bir rahmet içine koyacak bir de fazl, ve onları doğru kendisine varan bir yolun yolcusu edecek.

فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَاعْتَصَمُوا بِهِ فَسَيُدْخِلُهُمْ فِي رَحْمَةٍ مِنْهُ وَفَضْلٍ وَيَهْدِيهِمْ إِلَيْهِ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا

176Yesteftûneke kulillâhü yüftîküm fil-kelâleti inimru'un heleke leyse lehû veledün velehû uhtün felehâ nisfü mâ terake vehüve yerisühâ in lem yekün lehâ veledün fe in kânetesneteyni felehümes-sülüsâni mimmâ terake ve in kânû ıhveten ricâlen venisâ'en felizzekeri mislü hazzıl-unseyeyni yübeyyinüllâhü leküm en tadıllû vellâhü bikülli şey'in alîm

Senden fetvâ istiyorlar, de ki Allah size kelâle (babası ve çocuğu olmayan) hakkında şöyle fetvâ veriyor; "Bir kişi ölür, çocuğu yok bir kız kardeşi var: buna terikesinin yarısı, o da buna varis olur bunun çocuğu yoksa, eğer iki kız kardeşi varsa bunlara onun terikesinden üçde ikisi, eğer erkekli dişiler kardeşleri varsa o vakit erkeğe iki dişi payı kadar" şaşırıyorsunuz diye Allah size beyan buyuruyor, Allah her şeye alîmdir.

يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِي الْكَلَالَةِ ۚ إِنِ امْرُؤٌ هَلَكَ لَيْسَ لَهُ وَلَدٌ وَلَهُ أُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَ ۚ وَهُوَ يَرِثُهَا إِنْ لَمْ يَكُنْ لَهَا وَلَدٌ ۚ فَإِنْ كَانَتَا اثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَ ۚ وَإِنْ كَانُوا إِخْوَةً رِجَالًا وَنِسَاءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْأُنْثَيَيْنِ ۗ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ أَنْ تَضِلُّوا ۗ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Kaynaklar: Arapça metin: Tanzil Projesi (Tanzil Quran Text, Simple), CC BY 3.0 lisansıyla, değiştirilmeden kullanılmıştır. Türkçe meal: Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın 1938'de tamamladığı orijinal tercüme (kamu malı); metin Vikikaynak'tan alınmıştır. Tercümenin dönemine ait eski Türkçe ifadeler olduğu gibi korunmuştur. Latin harfli okunuş, Arapça metinden İslam Bilgini tarafından okuma kurallarına göre hazırlanmıştır.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın güncel mealini okumak için: kuran.diyanet.gov.tr